<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>        <rss version="2.0"
             xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
             xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
             xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
             xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
             xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
             xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
        <channel>
            <title>
									Hikayeler - BDSM Türkiye Forum				            </title>
            <link>https://www.bdsmturk.com/camia/hikayeler/</link>
            <description>BDSM Türkiye ülkemizim ilk BDSM forumu ve sanal camiası</description>
            <language>tr</language>
            <lastBuildDate>Fri, 03 Apr 2026 22:58:22 +0000</lastBuildDate>
            <generator>wpForo</generator>
            <ttl>60</ttl>
							                    <item>
                        <title>Arda&#039;nın Kadınları - Elif</title>
                        <link>https://www.bdsmturk.com/camia/hikayeler/ardanin-kadinlari-elif/</link>
                        <pubDate>Fri, 13 Mar 2020 11:05:09 +0000</pubDate>
                        <description><![CDATA[Arda yatak odasına girdiğinde esiri siyah saten nevresimin üzerinde çırpınıyordu. Elif upuzun sırma sarısı saçlarını savura savura sallıyor, ağzındaki siyah renk silikon topa rağmen öfkeyle ...]]></description>
                        <content:encoded><![CDATA[Arda yatak odasına girdiğinde esiri siyah saten nevresimin üzerinde çırpınıyordu. Elif upuzun sırma sarısı saçlarını savura savura sallıyor, ağzındaki siyah renk silikon topa rağmen öfkeyle bağırmaya çalışıyordu. Kadının ağzı, sürekli açık kaldığından, tükürük dolmuştu ve çırpınmaktan kolları ve gövdesi terlemişti. Arda esirine yaklaştı, bej renk saten büstiyerin üzerinden Elifin göğüslerini okşadı. Elif öfkeyle çırpındı, ancak elleri arkadan kelepçelenmişti ve dolgun göğüsleri tamamen savunmasızdılar.  Arda onu çözmedikçe de kurtulamazdı; bütün kuvvetiyle zorlamasına rağmen çelik kelepçelerden kurtulamıyordu. Genç adam esirinin taşmakta olan göğüslerini saran büstiyerin üzerindeki puantiyelere bastıra bastıra parmaklarını yürüttü, Elif'in sol meme ucunu buldu ve işaret parmağıyla satenin üzerinden bastırmaya ve yavaşça vurmaya başladı. "Hoşuna gidiyor mu küçük hanım?" diye sordu parmağını memeciğin üzerinde gezdirerek "biliyordum hoşuna gideceğini, bak gördün mü? Tomurcuk oldu". Kadıncağızın meme ucu uyarılmış, sertleşmişti. Elif'in yüzü utançla kıpkırmızı oldu. Arda kadının kızaran yanağını okşayarak "yabani bir çiçeğe benziyorsun" dedi "seninle sevişmek çok tutkulu olacak". Elif öfkeyle böğürdü, ağzındaki toptan kurtulmak için deli gibi çırpınıyordu ancak silikon top ensesinden sıkıca bağlanmış kayışlar sayesinde yerinden kımıldamıyordu.<br><br>"Ben aşk dolu bir adamım" dedi Arda başparmağını ağzında iyice ıslatarak, "tutku benim için her şey". Elif karşısında dimdik erekte olmuş olan Arda'yı öfke ve dehşetle oturduğu yerden izliyordu. Nasıl bir adam onun gibi bir kadını böyle kıskıvrak tuzağa düşürebilir ve tecavüz edebilirdi? Arda'nın ıslattığı parmağı dolgun dudaklarında dolaşırken o da başını savurmaya ve boğuk çığlıklar atmaya devam etti. Elif'in dudaklarına bordo ruj çok yakışıyordu ve genç adamın da tahammülü kalmamıştı; diğer eliyle Elif'in kafasını arkadan sıkıca tutarak sabitledi. Kadıncağız kendisinden 20 yaş genç bir delikanlının önünde yarı çıplak ve tamamen savunmasız bir durumdaydı. Arda kölesinin başını iki eliyle sıkıca kavradı, yavaşça Elif'in saçlarını okşadı. Elif tekme atmak istedi ancak bacakları dizlerinden ve ayak bileklerinden ipek kurdelalarla sıkıca bağlanmıştı. Çırpındıkça göğüsleri büstiyerden fırlayacak gibi oluyordu. "Ne kadar da heyecanlısın" dedi Arda gülümseyerek "Uzun süredir sevişmiyorsun sanırım?". Kadın bedenini, iffetini korumak için çaresizce çırpınıyordu ve çırpındıkça bilekleri çok acıyordu. Tecavüze uğramaktan korkuyordu.<br><br>En sonunda genç adam kadını  kollarından kavradı, yatağın üzerinde çevirdi ve çabuk bir hareketle yüzüstü yatağa yatırdı, sağ eliyle kafasını yastığa bastırdı. Elif çaresizce, sağ yanağı siyah satene yaslanmış bir biçimde böğürdü, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. O çırpınırken Arda da bacaklarını bağlayan kurdelaları çözüyordu. Genç adam çok sert bir tokat attı kölesinin kalçasına "Domal bebeğim". Elif çırpınmaya devam etti. Ne olursa olsun teslim olmamaya kararlıydı. Arda kadının kalçalarını sertçe çimdikledi. Elif boğuk çığlıklar attı teni dağlanırken. Canı çok yandığı hâlde kendini kesinlikle Arda'ya ikram etmiyordu. Arda da çok sabırsızlanıyordu. Elif kalçalarını kaldırmıyor, kasıklarını açmıyordu. Kalktı yataktan oyuncak dolabından genişçe bir ipek eşarp aldı. Elif fırsattan istifade doğrulur gibi oldu ancak genç adam çabuk bir hamleyle kadını tekrar sırt üstü yatağa yatırdı, üstüne çıktı ve ipek eşarpla gözlerini bağladı. "Keşke bu kadar yaramazlık yapmasaydın Elifciğim" diye fısıldadı Arda, kadının gerdanını öptü, alt dudağını yaladı ve sırayla kulak memelerini emdi. Elif'in içi ürperdi, hatta ıslanıyordu galiba. Arda kalktı tekrar oyuncak dolabına gitti, uzaktan tasmaya benzeyen, kenarlarından deri kayışlar sarkan, genişçe bir çelik halka çıkarttı. Esiri ne olup bittiğini göremiyor, siyah satenin üzerinde doğrulmaya çalışıyordu. Arda kölesine arkadan yaklaşıp Elif'in göğüslerini sıkıca kavradı. Memeleri avuçlanınca kadın tekrardan ürperdi. Elleri arkasında kelepçeli olduğundan kendini savunamıyordu ve genç adama karşı düştüğü bu davetkâr durum utanç vericiydi, öte yandan Arda memelerini büyük bir şehvetle sıkı sıkı tutuyordu, ki bu da ister istemez iştah uyandırıcıydı. Arda Elif'in meme uçlarına, büstiyerin üzerinden, 1 dakika kadar yavaşça masaj yaptı, kadını iyice gevşetti. Elif çırpınmayı bırakmış, boğuk çığlıkları güçsüz iniltilere dönmüştü. O sırada Arda Elif'in ensesindeki kayışları çözdü, kadının ağzını tıkayan silikon topu çıkarıverdi. Elif ağzı boşalınca önce bir yutkundu. Sonra derin bir nefes alıp avazı çıktığınca bağırmak için ağzını açtı. Ancak Arda hiç vakit kaybetmemişti; Elif ağzını aralar aralamaz çelik halkayı kadının dişlerinin arasına yerleştirdi, doğrulttu, halkanın kenarlarına bağlı deri kayışları, kölesinin ensesine çekip, sıkıca bağladı. Elif ne olup bittiğini anlayamadan çelik halka ağzına takılmış, çığlığını bir anda kesmişti. Kadıncağız, göremese de, ağzındaki tıkacın bu kez çok daha sert olduğunu farketmişti. Ancak nasıl bir şey olduğunu, ne işe yaradığını ve birazdan başına gelecekleri anlamamıştı.<br><br>Arda kadını doğrulttu, omuzlarından sıkıca tuttu ve bir hamlede gözlerini örten eşarpı çıkardı. Elif bir anda dimdik erekte olmuş Arda'yla burun buruna geldi. Yatağın yanı başında duran aynadan vaziyeti gördü: Arda ağzına çelik bir halka takmıştı ve halka deri kayışlarla sımsıkı başının arkasında bağlanmış, yerinden oynamıyordu. Elif'in ağzı öylece açık duruyordu, çelik silikon gibi de değildi, sertti, ısıramıyordu. Arda başparmağını Elif'in dudaklarında gezdirdi, sonra kölesinin ağzına soktu. Elif çaresizdi, elleri kelepçeliydi ve ağzı ardına kadar açıktı, savunmasızdı. Arda kölesinin ağzına ne isterse koyabilirdi. Genç adam sabretmedi, hemen soyundu, kadının kafasını sıkıca tuttu ve halkadan içeri girdi. Elif çaresizce ağzına aldı delikanlıyı, direnemedi. Boğazına kadar geldiğini hissetti, başını sallamaya, ağzından çıkartmaya çalıştı. Ancak genç adam Elif'i iki eliyle sıkıca kafasından tutmuş, hareket etmesine izin vermiyordu. Arda girebildiği kadar derine girdi, Elif'in sıcaklığını bütün hücrelerinde hissetti. Kölesinin üzerindeki egemenliğinin tam olduğuna emin oluncaya kadar böyle bekledi, sonra fısıldadı "Yüzüme bak". Elif utanç içindeydi. Yatakta oturmuş, kalkamıyor, direnemiyordu. Kelepçeli elleri artık çırpınmayı bırakmış, ağzına delikanlıyı almıştı. Arda tekrar fısıldayınca yüzü utançtan kıpkırmızı oldu "Gözlerimin içine bak Elif". Kadın gözlerini kaçırdı ancak efendisi ona haddini bildirmeye kararlıydı. Arda esirinin ağzının içinde gidip gelmeye başladı, elleriyle de kadının kulaklarını kavradı. "Haydi annecik, bak yaramazlık yaparsan kulağını çekerim" Arda gidip gelmeye devam ediyordu. Elif'in o anda direnci tamamiyle kırıldı, dolgun yanaklarından birer damla yaş süzülürken gözlerini sahibinin gözlerine dikti. Arda kölesinin yüzündeki çaresizliği görünce daha da tahrik oldu, kadının ağzında hızlanarak gidip gelmeye başladı. Elif sessizce ağlıyordu. Arda yavaşça Elif'in başını okşamaya başladı, "Ne kadar tatlı bir şey olduğunu biliyor musun küçüğüm?", iştahı iyice kabarmıştı genç adamın, "Dilini kullan, uslu bir kız ol ve dilini gezdir". Elif diliyle gider gitmez Arda zevkten ürperdi. Büyük bir istekle kadının ağzında gidip gelmeye başladı genç adam, gözlerini kölesinin gözlerinden ayırmadan. Bir yandan da elleriyle esirinin başını okşuyor, kadın ters bir hareket, bir itaatsizlik göstermesin diye ona kimin efendi olduğunu unutturmuyordu. Arda gidip geldikçe Elif'in ağzı tükürük doldu, kadının nemli sıcaklığı, itaatkâr bakışları genç adamın bütün direncini kırdı. Arda bütün enerjisini tüketircesine boşaldı.<br>Genç adam ayakta zor duruyordu, ancak yürüyebildi ve komodinin üzerinde duran sürahiden bir bardak su doldurdu. Kadının yanına gitti. Elif'in ensesindeki kayışları çözdü, ağzından halkayı çıkarttı. Kadıncağız halka çıkar çıkmaz öksürmeye başladı. Arda elindeki su bardağını kölesinin ağzına dayadı içsin diye. Elif yutkundu ve kana kana suyu içti. Hepsini yutmuştu. Kadın genç sahibinin gözlerine baktı yeniden. İçinden bağırmak geçiyordu ama bir işe yaramayacağını biliyordu; yatağın üstünde duran ağız topuna baktı, Arda istese ağzını tıkayabilirdi. İtaatsizliğinin bedelini az önce utanç verici bir biçimde ödemişti. Genç adam kadının yanaklarını okşadı "Şimdi barıştık mı Elif?" dedi "Bundan sonra uslu duracak mısın?" Elif öfkeden köpürecek gibiydi; yüzü kızardı. Ancak ne yapabilirdi ki? Arda'yla sevişecekti, bundan kaçışı olmadığını o da kabul etmişti artık. "Seninle arkadaş olmak istiyorum bebeğim" dedi Arda tok bir sesle, "Ancak yine de bu samimiyetimi suistimal etmeni istemem", şimdi kadının bacaklarını okşamaya başlamıştı, "Kölem olduğunu ve itaat etmen gerektiğini...", Arda tekrardan kadının göğüslerini sıkıca tuttu, "İtaat etmezsen de sana ceza vermek zorunda kalacağımı...",  Elif'in saçlarını elleriyle taradı, tekrardan başını okşayarak onun üzerinde kurduğu egemenliği hissettirdi, "Bu nedenle de uslu bir kız olmanı istediğimi unutma, tamam mı?". Elif'in yüzü utançtan kıpkırmızı olmuştu. Elleri kelepçeli, yarı çıplak, çaresizce yabancı bir erkeğin yatağında esir olması yetmiyormuş gibi bir de bu küçük düşürücü sözler içinde bulunduğu durumu daha da katlanılmaz hâle getiriyordu. Arda parmaklarını ağzında ıslatıp, Elif'in dudaklarında gezdirmeye başlamıştı şimdi. "Aç ağzını" dedi parmaklarını kadının ağzına sokarken, "daha da aç", diğer eliyle de yatağın üzerindeki ağız topunu almıştı. "Em" dedi Arda. Elif, ağzında efendisinin parmakları olduğu hâlde "Lütfen..." demeye çalıştı. Genç adam ise arzu doluydu ve çok sabırsızdı. Kadının bütün itirazlarına karşın topu kölesinin ağzına tıktı, kayışlarını bağladı. Elif deli gibi başını salladı ancak silikon top yine ağzındaydı...<br><br>Genç adam, kölesinin yanına oturdu, bacaklarını okşadı, kulak memesini yaladı, öptü, emdi. "Seninle sevişmek istiyorum Elif" diye fısıldadı. Elif ürpermişti kulak memesi dillenince. 15 dakika kadar önce ağzıyla bütün enerjisini tükettiği adamı şimdi tekrar canlandırmıştı itaatkârlığıyla. "Oğlun kaç yaşında?" diye sordu Arda, "Genç delikanlı olmuş olmalı". Elif öfkeyle böğürdü. "Oğlunun arkadaşlarıyla da sevişiyor musun böyle?" diye fısıldadı kadının büstiyerini aşağı doğru sıyırırken "Onlara birinin öğretmesi gerekir böyle şeyleri" Elif kendini parçalarcasına çırpındı, çıplak memeleri olgun birer meyve gibi sallandılar, kelepçeler bileklerini koparacak gibi oldu, yüzü öfkeden kıpkırmızıydı. Ama Arda disiplinsizliğe izin verecek biri değildi: eline bir kırbaç aldı yandaki masanın üstünden, "Şimdi biraz göğüslerinle çalışacağız" dedi. Elif genç adamın gözlerinin içine nefretle baktı ve o anda deri kırbaç çıplak memelerinde şakladı! Kadın boğuk bir çığlık kopardı. Arda bu kez daha sert bir biçimde kırbacı kadının memelerinde şaklattı. Deri kırbaç meme uçlarına denk gelince Elif'in canı çok yandı, ama çaresiz ağzındaki silikon topu ısırdı ve hüngür hüngür ağlamaya başladı. Memecikleri kıpkırmızı olmuştu. Arda "Sakin ol küçük hanım" dedi ve var gücüyle kölesini kamçılamaya devam etti. "Eğer gençlere sevişmeyi öğreteceksen kelepçelerin senin bileklerinde olmaması gerekir Elif", kırbacın saçakları tekrar kadının memeciklerini dövdü, "Genç bir erkek senden şefkatli dokunuşlar bekleyebilir. Belki de üste çıkmanı ve heyecanını gidermeni arzulayabilir. Ama yeni yetme bir delikanlının seni yatağa bağlamasına izin verirsen Elif...", genç adam arzusu gözlerinden okunuyordu, "Bu senin için çok zor bir tecrübeye yol açabilir". Arda aşkla kölesinin çıplak memelerinde kırbacını şaklattı. "Eğer senin gibi olgun bir dişiyi, böyle yarı çıplak yatağa bağlı bir vaziyette, heyecanlı bir ergenle yalnız bırakırsak..." Arda kırbacını bıraktı, ona nefret ve korkuyla bakan gözlerin içine bakarak kölesinin bej renkli ipek külodunu yavaşça sıyırıp çıkarttı. Elif artık çıplak bir kadındı ve efendisi ona karşı istekle, şehvetle dolmuştu. "Durmadan, nefes almadan sevişmek, hatta iflahın kesilene kadar sevişmek zorunda kalabilirsin" diye fısıldadı Arda dermansız kölesine doğru eğilip "Çünkü sen her ne kadar boşaltırsan boşalt, senin çıplak bedenini, ellerin bağlı ağzın tıkalıyken tamamen savunmasız kalan bu güzel memelerini kamçılayan bir erkek, tekrar tekrar arzu ve istekle dolacaktır." Genç adam kadınının bacaklarını yavaşça ama sert bir biçimde araladı ve kasıklarını kölesinin kasıklarına yasladı. Elif utanç ve öfke içerisinde bakakalmıştı Arda içine girerken. Genç adam çok istekli bir biçimde yarıyordu Elif'in kadınlığını; ve Elif'in ilk iniltisiyle birlikte kontrolünü kaybetti... Arda kadının sol bacağını omzuna alıp hunharca gidip gelmeye başladı, hızlandı. Elif genç adam gidip geldikçe daha çok inledi, ağzındaki silikon topu kuvvetlice ısırdı ve inledi. Kadın efendisine teslim oldu, bacak omuza pozisyonda inim inim Arda'yı içine aldı dakikalarca. Delikanlı kölesinin bacakları arasında doyuma ulaştı.]]></content:encoded>
						                            <category domain="https://www.bdsmturk.com/camia/hikayeler/">Hikayeler</category>                        <dc:creator>master_engineer</dc:creator>
                        <guid isPermaLink="true">https://www.bdsmturk.com/camia/hikayeler/ardanin-kadinlari-elif/</guid>
                    </item>
				                    <item>
                        <title>Seks Kölesinin Günlüğü - 5: İtaat</title>
                        <link>https://www.bdsmturk.com/camia/hikayeler/seks-kolesinin-gunlugu-5-itaat/</link>
                        <pubDate>Fri, 17 Jan 2020 22:45:41 +0000</pubDate>
                        <description><![CDATA[Sevgili günlük,   Ertesi sabah gayet ıslak bir biçimde uyandım; sağ eli bacaklarımın arasındaydı ve parmakları kadınlığımı uyarmıştı. Yavaş ama kuvvetli bir biçimde beni okşuyordu. Kendimi k...]]></description>
                        <content:encoded><![CDATA[Sevgili günlük,<br><br>   Ertesi sabah gayet ıslak bir biçimde uyandım; sağ eli bacaklarımın arasındaydı ve parmakları kadınlığımı uyarmıştı. Yavaş ama kuvvetli bir biçimde beni okşuyordu. Kendimi kaçırmaya çalıştım ama ellerim yatağımın köşelerine kelepçelenmişlerdi ve ayak bileklerimden de deri kayışlarla bağlanmıştım, bacaklarım ardına kadar açıktı. Yavaşça klitorisime masaj yapmaya devam etti. İtiraz etmek için ağzımı açtığım anda istemsizce inledim. Çok utanç vericiydi ama haz doluydum. Çaresizce alt dudağımı ısırdım inlememek için. Çırpınamıyordum; yatağa bağlıydım ve dokunuşları beni gevşetiyordu. Üzerimdeki saten gecelik karnıma kadar sıyrılmıştı. Parmaklarını iyice içeri soktu, sertleşen klitorisime kuvvetlice bastırdı. Çığlık atmak isityordum, ancak ağzımı açamıyordum hazdan. Durmadan okşuyordu beni, kadınlığımı. Ellerim titremeye başladı, bileklerimi saran çelik kelepçelerin şıngırtısı arttı. Okşamaya devam etti beni. Daha sert, daha seri okşadı. Ayak bileklerimi saran deri kayışlara, ellerimi kesen kelepçelere asıldım ve inim inim inledim. Boştaki eliyle ağzımı kapattı. Sımsıkı bağlıydım, ağzımı da, eliyle çenemden bastırarak kapamıştı. Okşamaya devam ediyordu, bense ter içinde, inim inim inliyordum. Parmakları bacaklarımın arasında oluşan ıslak tepeciği kuvvetlice ovalarken direncim kırıldı. Onun ellerinde çaresizce boşaldım.<br><br>   Yataktan kalktı, kelepçelerimi çözdü. Ayak bileklerime bağladığı deri kayışları çıkardı. Sonunda bacaklarımı kapatabilmiştim. "Haydi kalk, yıkan" dedi, "Unutma bugünden sonra cici kız olacaksın, uslu kız". Resmen benim üzerimde egemenliğini ilan ediyordu! Gerçekten çok küçük düşürücüydü. Hızlıca bir duş alıp çıktım, odama geçtim. Hâlâ yatakta oturuyordu ve elinde dantelli ipekten bej renk bir çamaşır takımı vardı. "Yaklaş" dedi parmağıyla işaret ederek. Ne yapmaya çalıştığını ilk başta anlamadım, sonra üzerimdeki havluyu sertçe çekip savurdu. Elindeki külodu ayak bileklerimden geçirip giydirdi ve kalçalarıma sert bir  tokat attı. İnledim. "Şşş... Uslu dur" dedi. İpek sıkıydı ve kasıklarımı biraz rahatsız ediyordu. Derken aynı renk bir jartiyer ve sutyen giydirdi. Sonra sertçe kolumdan çekip beni kucağına oturttu. Bir çift ten rengi ince çorap çıkarttı. Sırayla ayaklarımdan geçirip, yavaşça bacaklarımı okşaya okşaya yukarı çekti ve jartiyerime kopçaladı. Gerçekten çok erotik bir andı. Bir yandan da çok utanmıştım. Hiç ses çıkaramamıştım. Sonra aniden kalçamı çimdikledi ve birden sıçradım kucağında, "Haydi kalk giyin" diye buyurdu. Dün gece beni yatağa kelepçelemeden önce gösterdiği kıyafetleri görünce hatırladım: o eteğin altında jartiyerle işe gitmemi beklemiyordu herhalde! Tereddüt edince cezası gecikmedi, bu kez çok daha sert bir tokat indi kalçama. "Ayy!" diye küçük bir çığlık attım. Gözlerim dolmuştu. "Bu eteği giyemem, herkese rezil olurum" dedim utanç içinde. "Efendim" dedi. Bir anlam veremedim, "Anlayamadım?" dedim. Üzerine basa basa "Artık bugünden itibaren bana 'Efendim' diye hitap edeceksin" dedi, "Her cümleni 'Efendim' diye tamamlayacak, emirlerime mutlak itaat edecek ve uslu bir kız olacaksın. Eğer itaat etmezsen..." şimdi parmakları tekrar bacaklarımın arasındaydı, "doğruca zindana gidersin". Filistin askısı, deli gömleği, ağız topu ve üzerimde kullandığı, kullanmadığı diğer oyuncaklar geldi aklıma! Ona "Efendim" dememek için bir şey söylemeden şifoniyere yöneldim. "Anlaşıldı mı?" diye sordu. Ona dönüp, başımla ürkekçe onayladım. "Sana bir şey sordum Özlem, anlaşıldı mı?" diye tekrar etti. Adi adam beni küçük düşürmekten zevk alıyordu. "Evet efendim" dedim sessizce. Utançtan yerin dibine girdim! Sonra da çaresizce gri mini eteği ve beyaz gömleği giydim. Üstüme pardösümü alıp, evden çıktım.<br><br>   Oysa ki asıl utanç şimdi başlıyordu: Ofise girene kadar sorun olmamıştı ancak pardösümü çıkartınca bütün gözler bana döndü. İlk kez mini etekle gelmiyordum ama bu seferki birkaç parmak daha kısaydı sanırım. Jartiyer giydiğim belli oluyor muydu acaba? Diğer kızlar yanıma gelip "Bugün pek şıksın Özlem", "Ne bu güzellik şekerim?" diye samimiyetsizce iltifatlar ettiler. Oysa ki gözlerinden okunuyordu içlerinden neler dedikleri, nasıl ayıpladıkları. Kendilerinin ne mal olduğu belli, ancak biraz açık giyindim diye bana pornocu muamelesi yapıyorlardı. Kaltaklar. Yine de erkeklerin gözleri üzerimdeydi, bakmadan bile farkedebiliyordum. Frikik vermemek için masamdan hiç kalkmamaya çalıştım. Yalnız öğle molasından dönüşte bir ara masamın önüne düşmüş bir kalemi almak için gayriihtiyari çömelince rezil oldum: başımı kaldırdığımda bütün erkeklerin ağızlarından salyaları akıyordu. Utançtan kıpkırmızı oldum! Keşke şimdi zindanda olsaydım da şu sahneyi yaşamasaydım. Gerçekten  kamçılanmayı yeğlerdim. Herkesin beni gözleriyle soyduğunu hissedebiliyordum. İçinde bulunduğum durumun ne kadar çaresiz olduğunu bilmiyorlardı tabii. Gerçi bilselerdi de bana yardımcı olmak şöyle dursun, bu durumdan faydalanmayı, bedenimle arzularını doyurmayı isterlerdi. Frikik vermemeye ve benimle ilgili vahşice fanteziler kuran erkeklerle göz göze gelmemeye çalışarak günü bitirdim bir biçimde. İmkanları olsa, eminim o gün bir saniye bile kucaktan inmezdim. Bu, geceleri oyuncağı olduğum fantezilerden çok daha utanç vericiydi.<br><br>   Pardösümü giyip işten çıktım. En yakın durağa doğru biraz yürümüştüm ki karşıma çıktı! Gülümsüyordu yine; üzerimde kurduğu egemenliği hissettiren bir gülümsemeydi bu. Elinde bir tasma vardı! "Benimle gel" diye buyurdu gözlerimin içine bakarak. Çaresiz "Peki efendim" deyiverdim. Elimden tuttuğu gibi beni yakınlardaki bir Über aracına soktu. Şoförle aramızdaki perde kapalıydı. "Günün nasıl geçti?" diye sordu tasmayı boynuma geçirirken. Uysal bir biçimde boynumu uzatıp yanıt verdim. "Teşekkür ederim efendim". Sonra cebinden araba anahtarlığı gibi bir şey çıkarttı ve düğmelerine basmaya başladı. O anda birden irkildim; külodum titremeye ve beni uyarmaya başlamıştı! Gözlerimi gözlerine diktim, "Ne yapıyorsun!?" dedim. O ise yalnızca düğmelere basmaya devam etti ve bacaklarımın arasındaki titreşimler hızlandı, "Ne dedin sen Özlem?". Sabah bana giydirdiği külot vibratörlüydü! Titreşimler kasıklarımı ele geçirmişlerdi, kontrol ellerindeydi. Ağzımı açtığım anda bir inilti çıktı. Çok utanç vericiydi. Külodu çıkartmak için bir hamle yaptım; ancak jartiyerin kopçalarını çözmeden bu mümkün değildi; titreşimler arttıkça ellerim de titremeye başlamışardı. Elimi ağzımla kapayıp sessizce inlemeye devam ettim. Boştaki eliyle bacaklarımı okşayarak "İyi misin Özlem?" diye sordu. Bense çığlık çığlığa boşalmamak için kendimi zor tutuyordum."Dur sana yardım edeyim" dedi ve bacaklarımı okşayan eliyle gömleğimin ilk birkaç düğmesini çözdü. Sutyenimin askılarını kenara doğru sıyırdı ve göğüslerimi açtı. Ağzında ıslattığı parmaklarıyla sertçe meme uçlarıma bastırmaya başladı. Bedenimi ele geçiren titreşimler yüzünden zaten dimdik olan meme uçlarım ıslak parmaklarının sert dokunuşlarıyla daha da uyarılmışlardı. Eteğimi sıyırıp, jartiyerimin kopçalarını çözmeye çalıştım. O anda titreşimlerin şiddeti katlandı. Öyle ki gözlerim karardı, elim ayağım boşaldı. Dudağımı ısırıp inlemeye başladım. İşte o an keşke ağzım tıkalı olsaydı. İstemsizce bir çığlık kopardım. Bu çığlığı çok daha uzun ve utanç verici bir çığlık takip edecekti ki elini memelerimden kaldırıp ağzımı sıkıca kapadı. O gün bir kez daha kollarında, utanç verici bir biçimde boşalmıştım. <br><br>Yüzüm utançtan kıpkırmızı olmuş hâlde araçtan indim. Uyuşmuş kasıklarıma ve ayaklarımdaki yüksek topuklulara karşın güçlükle dengemi bulabildim. Koluma girdi. Apartmana girdik. Öyle kendimden geçmiştim ki eteğim sıyrılmış mıydı, ona bile dikkat edememiştim. Belki de bütün mahalleye o an rezil olmuştum. Eve girip salona geçtik. Hemen bir koltuğa yığılmak istiyordum. Ancak ışık yanınca benim için hazırlanmış yeni bir zindanla karşılaştım: salonumun ortasında ahşap bir boyunduruk kurulmuştu! İki kalın ayağın üzerinde yalnızca boynumun ve bileklerimin sığabileceği 3 adet deliği bulunan bir boyunduruk. Her yerim ağrıyordu, ancak cılız bir “Lütfen...” çıktı ağzımdan, “Lütfen efendim”. “Şşş...” yaptı işaret parmağını dudaklarıma götürüp, “Korkma, geçti. Evindesin artık. Ben yanındayım”. Başparmağını dudaklarımda gezdirdi, ağzıma soktu, sonra diğer parmakları da girdi ağzımdan içeri. Diğer eliyle de cebinden bir ağız topu çıkarttı. Ağzımda parmakları varken itiraz etmeye çalıştım ama anlamsız mırıltılar çıktı. “Şşş... Uslu dur. Her şey yolunda” diye fısıldadı kırmızı silikon topu ağzıma nazikçe, ama zorlayarak yerleştirirken, “Gözlerimin içine bak Özlem”. Kayışları ensemde sıkıca bağladı, Top azı dişlerime oturdu.Yanaklarımı okşadı, parmaklarını saçlarımda gezdirdi, sonra saçlarımı koklayıp “Çok güzelsin” dedi. Boyunduruğun üst payandasını kaldırdı, sol bileğimi sol deliğe koydu Arkama geçti, önce belimden kavradı, sonra kalçalarıma dayanıp sağ bileğimi de sağ deliğe koydu. Basiretim bağlanmış gibiydi, itiraz edemiyordum. Ellerini belime sarıp yavaşça yukarı kaydırdı ve sırtımdan beni bastırarak en nihayetinde boynumu da boyunduruğun orta deliğine yasladı. Payanda indi. Sağ ve sol taraflardan asma kilitler kilitlendi. Ellerini eteğimin altına daldırdı ve beni okşamaya başladı. Sonra o eller yavaşça basenlerimi ve baldırlarımı okşayarak ayak bileklerime kadar indiler ve tanıdık bir hisle karşılaştım: ayak bileklerimi kayışlarla bağladı. Bacaklarım tekrar ardına kadar açılmıştı. Sonra bir anda boyunduğu, bağlı olduğu ayakların kızakları üzerinde aşağı indirmeye başladı. Boyundurukla birlikte tabii boynum ve bileklerim de inmeye başladı ve bacaklarımı kapayamadığım için çömelemedim: beni eğilmeye zorlamıştı ve neredeyse iki büklüm olmuştum. Kalçalarım son derece davetkâr bir biçimde dışarı çıkmıştı.  Hiç hâlim kalmadığı hâlde doğrulmaya, boyunduruktan kurtulmaya çalıştım. Çok sağlamdı. Bana ne yaparsa yapsın, kabul etmekten ve katlanmaktan başka çarem yoktu. Arkamdaki genç adam bedenime bütünüyle egemendi.<br><br>Elleriyle eteğimi kaldırdı tekrar ve kalçalarımı nazikçe okşamaya başladı. İstese hemen külodumu indirip içime girebilirdi, ama o sakince beni okşuyordu. Birden sert bir tokat attı sağ lobuma. İnledim. “Beni seviyor musun Özlem” diye sordu ve okşamaya devam etti. Utanmıştım, ona “evet” diyemezdim, ama “hayır” dersem de başıma ne geleceğini bilmiyordum. Derken bir tokat daha indi popoma. Bu seferki daha sertti ve galiba iz bırakacak gibiydi. Ağzımdaki topu sıkı sıkı ısırmaya devam ettim. Kalçalarıma yaslandı ve sırtıma doğru eğildi, kollarıyla beni sardı ve tekrar gömleğimin düğmelerini çözdü, göğüslerimi sıkıca avuçladı. Kasıkları kasıklarıma değiyordu ve sımsıkıydı, hissedebiliyordum. Tekrar doğruldu ve bir tokat daha attı “Beni seviyor musun Özlem?” diye tekrar sordu popomu okşamaya devam ederek. Ağzım tıkalı “Hı hı” diye başımı salladım. “Göreceğiz” dedi. Arkamda ne olup bittiğini göremiyordum ama eteğimi kıvırıp, ters düz ettiğini hissettim. Ve sonra... O metal kalpçikler kakılmış şaplağı tanıdım! Kudurmuş gibi beni şaplaklamaya başladı. Bir sağa bir sola var gücüyle vuruyordu. Canımı çok yakıyordu! Hüngür hüngür ağlamaya başladım. Boğuk boğuk inledim. Var gücümle boyunduruğu sarstım, ayak bileklerimi saran kayışlara asıldım, ama yine de şaplaklanmaktan kurtulamadım. Silikon topu hınçla ısırdım acımı bastırmak için. “Sevişmek ister misin Özlem?” diye sordu bana. Ağzımda top, böğürdüm. “Ben de çok istiyorum” dedi, “Ama hazır olduğundan emin olmalıyım”. Çabuk bir hamleyle külodumu indirdi. Kollarım ve boynumdan boyunduruğa bağlı olduğumdan iki büklüm duruyordum ve bacaklarım da ardına kadar açık durduğu için cinsel temaslara karşı tamamen savunmasızdım; bana arkadan yaklaşıp istediğini zorlanmadan, pozisyonunu bozmadan alabilirdi. Kadınlığım tamamen ona sunulmuştu. Birden bacak aramda sert deriyi hissettim. Şaplağın sapını sürtmeye başlamıştı ve canım yansa da uyarılmıştım. Bir eliyle belimden kavrayıp daha sert ve daha hızlı bir biçimde sürtmeye başladı. Bacaklarımı kapamaya çalıştım ancak deri kayışlar izin vermiyordu. “Sevişmek istediğinde söyle bebeğim” dedi. Bir yandan çok utanıyordum, öte yandan tekrar içim ısınmıştı. Bedenimi teslim alsın, içime girsin istiyordum. Tekrar sorunca dayanamadım “Eeed” dedim. Çok uyarılmıştım. “Anlamadım Özlem?” dedi ve bunu bir çimdik takip etti. Boğuk bir çığlık attım önce, sonra “Eeed eendib” dedim. Ağzımdaki top yüzünden anlamsız sesler çıkartıyordum, küçük düşürücüydü. Bir zevk oyuncağından farkım yoktu. Sertçe saçımı çekince istemsizce başımı geriye attım. Çok canım yanmıştı. Hemen ardından arkadan kasıklarıma abandı; işte yine içimdeydi. Kazık gibiydi. İçime içime çakıyordu kendini. Popomu tokatlamaya başladı tekrar. Bir yandan girip çıkıyor, bir yandan da şaplaklıyordu beni. Hem zevkten hem de acıdan boğuk çığlıklar attım, silikon topu ısırdım ve böğürdüm. Gözlerimden yaşlar geliyordu ki o da kontrolü kaybetti. Zevkten elleri boşalmıştı; artık beni tokatlayamıyor, saçımı çekemiyordu. Önce omuzlarımdan kavradı, sonra da sırtıma, belime kaydırdı ellerini. Gücü kalmamıştı ve benim iki büklüm bedenimden destek almak zorunda kalmıştı. Son bir kez var gücüyle hızlandı ve kasıklarıma abandı, hızını arttırdı. Ve bir patlama oldu. Gözlerim karardı. Benim de elim ayağım çözüldü sahibim bütün enerjisini tüketerek boşalırken.]]></content:encoded>
						                            <category domain="https://www.bdsmturk.com/camia/hikayeler/">Hikayeler</category>                        <dc:creator>master_engineer</dc:creator>
                        <guid isPermaLink="true">https://www.bdsmturk.com/camia/hikayeler/seks-kolesinin-gunlugu-5-itaat/</guid>
                    </item>
				                    <item>
                        <title>Arda&#039;nın Kadınları - Sevim</title>
                        <link>https://www.bdsmturk.com/camia/hikayeler/ardanin-kadinlari-sevim/</link>
                        <pubDate>Fri, 06 Jul 2018 08:30:58 +0000</pubDate>
                        <description><![CDATA[Giriş katındaki dairenin salonunu örten perdeler kapalıydı ve içeriye neredeyse hiç ışık girmiyordu. Hava da kararmaya yakındı. Sokaktan geçenlerin veya apartmandakilerin içeride ne olup bit...]]></description>
                        <content:encoded><![CDATA[Giriş katındaki dairenin salonunu örten perdeler kapalıydı ve içeriye neredeyse hiç ışık girmiyordu. Hava da kararmaya yakındı. Sokaktan geçenlerin veya apartmandakilerin içeride ne olup bittiğinden haberi yoktu. Ya da olacaklardan. Sarışın kadın salonun ortasında, bir bar taburesinin üzerinde deli gibi çırpınıyor, boğuk çığlıklar atıyordu. Sevim kırklarının ortalarında, dolgun vücutlu bir kadındı. Karşısında duran Arda ise yirmilerindeydi henüz. Genç adam, ev sahibesi onu ziyaret ettiği bir sırada bu fırsatı kaçırmak istememiş, kadını kloroformla bayıltmış ve arzularını doyurmak için hazırlamıştı. Sevim her zaman şık bir kadın olmuştu ve Arda'nın taburesi üzerinde de bu şıklığı devam ediyordu. İri göğüsleri kırmızı saten korsenin içerisinden taşıyordu. Korsenin kenarlarındaki siyah danteller kadının meme uçlarının biraz üstünü örtüyordu. Sevim dudaklarına korsesiyle uyumlu kıpkırmızı bir ruj sürmüştü evden çıkmadan önce başına geleceklerden habersiz bir şekilde. Altın sarısı saçları da siyah ipekten bir kurdelayla bağlanmış ve bir saç filesi yardımıyla toplanmıştı ve bu şık tokanın kenarına da kırmızı güller tutturulmuştu. Kadının belini saran siyah dantelden jartiyerin kordonlarına incecik siyah çoraplar kopçalanmıştı ve ayaklarında da yüksek topuklu rugan ayakkabılar vardı.<br><br><br><br>   Arda esirine yaklaştı. Kadın daha çok çırpınmaya başladı; kolları siyah renk deri bir kılıfın içerisine hapsolmuş, arkadan sımsıkı bağlıydılar ve bu kılıfın dirsek hizasından çıkan deri kayışlar da boynundaki deri tasmaya tutturulmuşlardı. Ayak bileklerinden de tabureye kelepçelenmişti. Arda onu çözmedikçe Sevim'in kurtulması söz konusu değildi. Sevim boğuk çığlıklar atmaya devam etti Arda ona doğru yaklaştıkça. Kadının ağzında siyah renkli silikon bir top vardı ve topun kenarlarından çıkan kayışlar ensesinde ve çenesinin altında kopçalanmıştı. kadın çaresizce inliyordu. Genç adam esirine yaklaştı ve yavaşça Sevim'in bacaklarını okşadı, "Şşş... Uslu dur küçük kız" diye fısıldadı. Sonra kadının sol memesini tuttu, kırmızı satenin üzerinde parmaklarını gezdirerek Sevim'in meme ucunu buldu ve hafifçe sıktı. Kadın küfürler savuruyordu ancak ağzındaki silikon top yüzünden hiçbir şey anlaşılmıyordu ve sesi de boğuk çıkıyordu. Arda başparmağıyla topu kadının ağzına doğru biraz daha ittirdi ve esirinin yanağını okşadı. Heyecandan elleri titriyordu. Sevim bütün kadınlığıyla karşısında duruyordu ve deri kayışlarla sımsıkı bağlıydı. Ona istediği her şeyi yapabilir, onu istediği gibi terbiye edebilir, onunla istediği gibi sevişebilirdi. Esirinin bacaklarını araladı, dizlerini ve baldırlarını okşayarak aşağı indi ve kadının bileklerindeki kelepçeleri çıkarttı. "Kalk ayağa sevgilim!" Sevim kurtulan ayaklarıyla Arda'ya doğru tekmeler savurmaya başladı.<br><br><br><br>   Arda bir iki adım geriye çekildi, sakince kemerini çıkarttı ve var gücüyle Sevim'in göğüslerine savurdu, ŞAK! Kadın deri kemer memelerinde şaklayınca boğuk bir çığlık kopardı ve çırpınmayı kesti. Korkmuştu. Arda tekrar Sevim'in yanağını okşadı, "Bu ilk mi olacak?" diye sordu, "İlk kez mi erkeğin seni terbiye edecek?". Sevim'in gözleri korku ve şaşkınlıktan fal taşı gibi açıldı, ağzındaki silikon topun izin verdiği ölçüde itiraz etti. Arda tok bir sesle "Ben de öyle tahmin etmiştim; bu ilk dersimiz yaklaşık 4 saat sürecek" dedi, "Eğer başını eğer ve bana itaat edersen canın çok yanmaz, şimdi in o tabureden ve diz çök!". Sevim daha çok çırpınmaya başladı, avazı çıktığı kadar bağırmak istiyordu, ancak ağzındaki top onu susturuyordu. Arda kenardaki masadan deri kaplı şaplağını aldı ve kadının arkasına geçti. Sevim de çırpınarak arkasını dönmeye çalışırken genç adam birden kadının altındaki tabureyi çekti. Dengesini kaybeden kadın düşmemek için ayakkabılarının burnuyla yerden destek almaya çalıştı. Arda kadını tasmasından çekiştirdi. Yüz yüze geldiler. Sevim karşısındaki delikanlının yüzündeki arzuyu gördü. Genç adamın heyecandan her yeri titriyordu artık. Parmaklarını kölesinin külodundan içeri daldırdı. Kadın tekrar boğuk bir çığlık kopartınca boşalmamak için kendini zor tuttu. Siyah satenin içinde parmaklarını biraz daha gezdirdi Arda, sonra yavaşça orta parmağıyla Sevim'in kadınlığını okşamaya başladı. "Şu andan itibaren bana itaat edeceksin küçük kız" diye fısıldadı kulağına, "Başını eğ ve bacaklarını aç şimdi". Rugan topukluların üzerinde dimdik durmaya devam etti kadın, kolları arkasında bağlanmıştı ve korsesinden taşmakta olan göğüsleri tamamen savunmasızdı, hassas meme uçlarıyla efendisi arasındaki tek şey kırmızı satendi. Arda tabureye oturdu, "Pekâlâ" dedi, sol eliyle kölesini tasmasından çekip kasıklarına doğru eğdi ve sağ eliyle de şaplağı kadının kalçalarına var gücüyle vurdu. Sevim acıdan sıçradı. İnlemeye başlayınca kadın, Arda "topu ısır küçüğüm" dedi ve kadınını şaplaklamaya devam etti. Şaplak kalçalarına indikçe Sevim boğuk çığlıklar atıyordu ve bu Arda'yı daha da tahrik ediyordu. Kadın yaşadığı ıstıraptan sıkı sıkı silikon topu ısırmış, çaresizce şaplaklanıyordu. Genç adam esirinin sessizce ağlamaya başladığını görünce iyice kontrolünü kaybetti; tabureden kalktı ve kadını hemen yandaki kanapeye yüzü koyun yatırdı, bacaklarının arasına gövdesiyle girip bütün kuvvetiyle seri bir şekilde kölesini şaplaklamaya başladı. Sevim şaplaklandıkça inim inim inliyor, ağlıyor ve çırpınıyordu. Arda daha fazla kendini tutamayacağını anlayınca cebinden bir kelepçe çıkarttı, kendi sağ bileğiyle Sevim'in sol ayak bileğini kelepçeledi. Kalçaları deri şaplakla dövülmekten kıpkırmızı olan kadıncağız ne olduğunu anlayamadan genç adam onu sırtüstü çevirdi. Arda heyecandan titriyor, kesik kesik nefes alıyordu. Sol eliyle kadının altındaki siyah saten tangayı sıyırdı, sağ elini de kadının sol omzuna götürdü. Sevim'in, efendisinin sağ bileğine kelepçelenmiş olan, sol ayağı omuz hizasına kadar kalkınca kadının kasıkları ardına kadar Arda'nın arzularına açılmış oldu. Genç adam kölesinin içine girdi. Sevim sımsıkı bağlı, ağzı tıkalı bacakları da ardına kadar açılmış bir şekilde sahibini içine aldı. Sertti, ama canı çok yanmadı. Zaten Arda da heyecandan hemen boşalıverdi kölesinin içine.<br><br><br><br>   Arda sağ bileği ile Sevim'in sol ayak bileğini kenetleyen kelepçeyi çözüp çıkarttı ve ayağa kalktı. Ardından kölesini de tasmasından çekip ayağa kaldırdı, kadının külodunu kalçalarına geri çekti, "Bacaklarını arala ve başını eğ!" diye buyurdu. Sevim'in direnci kırılmıştı, itaat etti; yüksek topukluların üzerinde dengede durması zorlaştığından bacaklarını çok açamadı ve ancak boynundaki kalın tasmanın izin verdiği kadar başını eğebildi. Arda iki eliyle saten korsenin üzerinden Sevim'in memelerini avuçladı ve sıkıca tuttu. Gerçekten de iri ve olgun memeleri vardı kadının. "Burada bekle" dedi Arda ve içeri gitti. Döndüğünde elinde içi bal dolu bir cam kavanoz vardı. Masanın üzerinden siyah renkli deriden bir göz bandı ve bir kırbaç alıp kadının karşısına geçti tekrar. Çaresiz kadın korkmuştu. Genç adam deri bandı kölesinin başına geçirdi. Sevim sessizce ağlamaya başladı tekrar. Kalçaları hâlâ yanıyordu. Ağladıkça rimelleri gözlerini örten bandın altından akmaya başladı. Çok tahrik edici bir görüntüydü bu. Ağzını tıkayan topa rağmen bir şeyler söylemeye çalışıyordu ancak anlaşılmıyordu. "Şşş" dedi Arda, "Uslu bir kız ol ve itaat et", sonra iki eliyle kadının korsesine asıldı ve tek hamlede aşağı sıyırdı. Sevim'in serbest kalan memeleri bir anda fırladı. Arda kölesinin memelerini avuçladı tekrar, çok haz verici bir duyguydu bu onun için; esir aldığı kadının kolları arkasında deri kayışlarla sımsıkı bağlanmıştı, çıplak memeleri tamamen savunmasızdı. Arda kavanozu açtı ve kadının meme uçlarına ve çevresine bolca bal döktü. Sevim ne olduğunu tam anlayamadan sağ memesine iştahla yapışan Arda'nın ağzını hissetti. Genç adam dakikalarca kölesinin memelerini bu şekilde emdi, öptü, yaladı. Ara ara kavanozdan biraz daha bal döküyor, daha sürdüğü bal aşağı akmadan kadının meme uçlarına yapışıyordu. Arda en sonunda başını kadının göğüslerinden kaldırabildi; Sevim'in meme uçları iri birer fındık büyüklüğüne gelmişlerdi ve çok serttiler. Genç adam parmaklarıyla biraz sıkıştırdı, kadının iniltilerinden yeterli hassasiyete eriştikleri kanaatine vardı. Eline kırbacını aldı ve "Başlıyoruz tatlı şey" dedi ŞAK! Kırbaç Sevim'in tam sağ meme ucunda şakladı. Kadın acıdan sıçradı, kaçışmaya çalıştı. Arda hemen tasmasından tuttu kölesini. Bir darbe de sol meme ucuna indi. Genç adam elindeki kırbaçla seri bir şekilde kadınının iki meme ucunu da tam isabetle dövmeye başladı. "Sen ne tatlı bir şeymişsin küçüğüm" dedi arzu dolu bir sesle fısıldayarak, "Bu memecikler neden bu zamana kadar hiç kamçılanmadı?" Arda tekrar istekle dolmuştu, Kırbaçlamaya ara vererek masasının üzerinden kırmızı renkli büyük bir vibratör aldı. Sevim o sırada kaçışmak için hamle yapmıştı ancak gözleri bağlıydı ve o topuklularla koşması imkansızdı. Arda kadının  jartiyerinin kopçalarını çözdü, saten külodu sıyırdı ve kadının ayak bileklerine kadar indirdi. Sevim yine tecavüze uğrayacağından emindi, Arda'yı kızdırmamak için bacaklarını araladı tekrar. Arda ise kadını kanepeye ittirdi. Dengesi bozulan köle sırtüstü kanepede buldu kendini. "Bacaklarını aç sevgilim" diye buyurdu Arda, "Kadınlığını terbiye etmem gerekiyor". Sevim efendisine itaat etti, bacaklarını ardına kadar açtı, bütün kadınlığıyla genç adama teslim olmaya hazırdı. Ancak sert plastik vajinasının dudaklarını zorlayınca tekrar çırpınmaya başladı. Arda diğer elindeki kırbaçla kadının bacaklarını ve kalçalarını dövdü sertçe. Eğer ağzındaki silikon top tarafından susturulmuş olmasaydı, Sevim attığı çığlıklarla bütün sokağı ayağa kaldırabilirdi kuşkusuz vibratörü içine alırken. Genç adam vibratörü çalıştırdı ve yavaşça kölesinin meme uçlarını ovalamaya başladı. Kadın iyice ıslanmıştı, inim inim inliyordu. Arda vibratörün hızını arttırıp biraz daha derine sokunca, kölesinin uysal iniltileri tekrar coşkulu ama boğuk çığlıklara dönüştü. Sevim deli gibi çırpınıyordu, öyle ki saçlarını bağlayan kurdela çözüldü, altın sarısı saçları fileden kurtuldular. Efendisi ipek kurdelayı bir hamlede çekip çıkardı ve saçlarını iyice açtı. Sevim iyice coşmuştu artık; yalnızca birkaç saat önce gerçek bir hanımefendi olarak girdiği bu evde vahşi bir dişiye dönüşmüştü, kolları sımsıkı bir şekilde deri kılıfın içinde bağlı olmasalar, önüne gelen her şeyi tırmalayabilirdi. Ağzındaki topun kenarlarından salyaları akıyordu, artık topu acısını bastırmak için değil, kadınlığını doyurmak için sıkıca ısırıyordu. Çırpındıkça saçları iyice dağıldı, incecik çorapları dizlerine kadar indi. Artık zamanı gelmişti, Arda da kölesine yardımcı oldu; Sevim'in meme uçlarını parmaklarıyla ovalamaya başladı. Kadın büyük bir istekle, çığlık çığlığa boşalmaya başladı.]]></content:encoded>
						                            <category domain="https://www.bdsmturk.com/camia/hikayeler/">Hikayeler</category>                        <dc:creator>master_engineer</dc:creator>
                        <guid isPermaLink="true">https://www.bdsmturk.com/camia/hikayeler/ardanin-kadinlari-sevim/</guid>
                    </item>
				                    <item>
                        <title>Arda&#039;nın Kadınları - Banu</title>
                        <link>https://www.bdsmturk.com/camia/hikayeler/ardanin-kadinlari-banu/</link>
                        <pubDate>Thu, 21 Jun 2018 15:12:10 +0000</pubDate>
                        <description><![CDATA[Banu kanapeden kalktı salondaki çalışma masasının önüne gitti. Bir sürü ıvır zıvır vardı. Arda&#039;ya döndü &quot;Biraz tuhaf hobilerin var anlaşılan&quot; dedi, &quot;genelde öğretmenler daha sıradan şeylerle...]]></description>
                        <content:encoded><![CDATA[Banu kanapeden kalktı salondaki çalışma masasının önüne gitti. Bir sürü ıvır zıvır vardı. Arda'ya döndü "Biraz tuhaf hobilerin var anlaşılan" dedi, "genelde öğretmenler daha sıradan şeylerle uğraşırlar". Arda içeriden seslendi "Boş zamanlarımda ders veriyorum, asıl mesleğim bu değil". Banu "Evet bunu sınıfta da söylemiştin". Arda özel bir kursta akşamları Fransızca dersi veriyordu ve Banu onun sınıfındaydı. Genç kadın öğretmeninden özel ders istemişti eksiklerini kapatmak için, Arda da ilk başta bu isteği geri çevirse de sonunda kabul etmişti. Banu bu nedenle Arda'nın evine gelmişti. Üzerinde ince dokunmuş pembe bir kumaş gömlek ve siyah renk, pileli bir mini etek vardı. Altına dizlerine kadar gelen topuklu çizmelerini giymişti. Upuzun kızıl saçlarını birkaç firkete yardımıyla at kuyruğu yapmış, dudaklarına da kıpkırmızı bir ruj sürmüştü. Arda salona girdi "haydi derse başlayalım" dedi. Banu masanın üzerindeki oyuncakları gösterip "Bunlar nedir?" diye sordu. "Hobi olarak illüzyonla uğraşıyorum" diye yanıtladı Arda, "sihirbazlık aletleri işte..." diye kısa kesti. Banu eline aldığı küçük bir kutuyu incelemeye başlamıştı ki Arda yanına yaklaşınca bıraktı, masanın üstünde duran kelepçeleri alıp "Peki ya bunlar?" diye sordu. Arda bileklerini uzatıp "Hileli kelepçeler, kaçış numaraları için" dedi, "Haydi tak bileklerime de göstereyim". Banu kelepçeleri Arda'nın bileklerine taktı. Arda çabuk bir hareketle bileklerinden çıkarttı kelepçeleri. Sonra arkasını döndü, Banu bu sefer arkadan kelepçeledi Arda'yı. Arda yine kolayca çıkarttı kelepçeleri ve masanın üstüne koydu. Banu'nun ilgisini çekmişti bu oyuncaklar. "Denemek ister misin sen de?" diye sordu Banu'ya. Genç kadın "tamam, haydi tak" dedi ve ellerini uzattı. Arda kelepçeleri taktı, Banu'ya nereye bastırması gerektiğini gösterdi ve kadın kolayca çıkarttı kelepçeleri. "Bir de tersten dene istersen, el yordamıyla bulmak daha ilginç olabilir" dedi Arda. Banu hemen arkasını döndü öğretmenine ve ellerini geniş kalçalarının üstünde kavuşturdu. Arda cebinden çelik polis kelepçelerini çıkarttı çabucak, Banu'nun bileklerini sertçe kavradı ve kelepçeleri geçirdi. Crrrrrt. Klik! Banu soğuk çeliği bileklerinde hissetti ama şüphelenmedi, çaresizce kurtulmaya çalıştı. Kadın kelepçeleri açmaya çalışıyordu ancak hiçbir şekilde olmuyordu. Arkasına döndü. Arda elinde sahte kelepçeleri tutmuş hınzırca gülümsüyordu. Banu'nun gözleri şaşkınlık ve hiddetle açıldı "Ne yaptığını sanıyorsun sen!?"diye bağırdı. Arda işaret parmağını kadının dudaklarına dokundu "Şşş... Şimdi uslu bir kız ol" dedi. Banu "Çöz beni yoksa bağırırım!" diye sesini yükseltti. Arda masanın üzerindeki kutulardan birini açtı, içinden kenarlarından siyah deri kayışlar sarkan pembe renkli parlak bir silikon top çıkarttı, "Bunu gerçekten yapabilir misin?". Banu bunun ne olduğunu anlamamıştı, öfkeyle çıkıştı "Çabuk çöz beni yoksa çok fenağğmmm.. ığmm.. mmm.." Arda silikon topu Banu'nun ağzına tıktı, deri kayışları kadının ensesine sıkıca bağladı. Banu elleri kelepçeli, ağzı tıkalı bir halde çırpınmaya başladı. Arda kadının karşısına geçti, nazikçe yanağını okşadı. Banu hiddetle başını salladı, boğuk bir çığlık kopardı. Arda yavaşça elini kadının eteğinden içeriye daldırdı, ince naylon çorabın sardığı kalçalarını okşadı. Banu hemen geriye kaçtı. Arda bu kez de Banu'nun gömleğinin ilk düğmesini açtı ve nazikçe sağ memesini okşadı sutyenin üzerinden. Kadın siyah dantelli bir sutyen giymişti ve gömleğinin altından da rahatça seçilebiliyordu. Arda belinden kemerini çıkarttı sakince, sonra havada bir kırbaçmış gibi şaklattı. Banu dehşetle baktı; elleri arkasında kelepçeliydi ve göğüsleri tamamen savunmasızdı. Arda kemeri var gücüyle kadının göğüslerine vurunca Banu yeniden boğuk bir çığlık kopardı ve salonun içinde kaçışmaya başladı. Arda bu kez de kadının kalçalarını dövmeye başladı kemeriyle. Genç kadın yüksek topuklularla kaçmaya çalışırken dengesini kaybetti ve yere düştü, boğuk boğuk ağlamaya başladı. Arda kadının saçlarını kavradı ve sertçe çekerek esirini ayağa kaldırıp oyuncak masasına doğru savurdu. Banu kendini masanın önünde bulmuştu tekrar. Arda vücudunu kadının kalçalarına dayadı. ayaklarını kadının çizmelerin arasına soktu ve sertçe bir hareketle kadının bacaklarını araladı. Elleriyle Banu'nun sırtına bastırdı, kadın eğilmek zorunda kaldı. Arda kadının eteğinden içeri daldırdı yine ellerini, sertçe okşamaya başladı. Banu siyah renk ince bir külotlu çorap giymişti, altına da siyah dantelli bir külot. Arda büyük bir zevkle sıyırdı kadının çorabını, külodunu indirdi ve eteğini kaldırdı. Banu ürkek bir biçimde adamın içine girmesini beklemeye başladı: elleri kelepçeli, ağzı tıkalı, kalçaları ve kasıkları çırılçıplak ve bacakları da ardına kadar açıktı. Arda önce kadının memelerini avuçladı, sonra sert bir şekilde Banu'nun içine girdi. Yavaşça çıkıp tekrar sert bir şekilde girdi. Arda Banu'yu iyice masaya yaslamış büyük bir arzuyla genç kadının içine girip çıkmaya başlamıştı. Banu Arda girip çıktıkça sarsılıyor, boğuk boğuk inliyordu. İniltileri iyice yükselmişti ki Arda zevkten haykırarak boşaldı.<br><br>                                                         ...............................................<br><br>   Banu sersemlemiş bir şekilde uyandı. En son Arda'nın burnuna bir bez yasladığını hatırlıyordu, sonra da kendinden geçmişti zaten. Etrafına bakındı, Arda'nın yatak odası olmalıydı burası. Mor renkli saten nevresimin üzerinde gayet davetkar bir hâlde duruyordu kendisi: Kolları arkasında, siyah renk deri bir kılıfın içerisinde sımsıkı bağlanmıştı. Bu kılıf tek parçalık uzunca bir eldivene benziyordu ve bir fermuarla Banu'nun dirseklerine kadar kollarını sıkıca sarmaktaydı. Bu deri kılıfın önünden çıkan iki deri kayış genç kadının omuzlarından dolaşıp sırtında üçüncü bir kayışa bir demir halkayla bağlanıyor ve bu kayış da aşağıdan kılıfa bağlanarak bu tek parçalık deri eldiveni yerinde sabit tutuyordu. Banu, Arda onu çözmedikçe bu bağdan kurtulamazdı. Ağzında hâlâ aynı silikon top duruyordu. Üzerinde meme uçlarını ancak örten pembe satenden bir korse  ve altında da pembe dantelli bir jartiyer takımı vardı. Ten rengi incecik ipek çoraplar jartiyerine özenle kopçalanmıştı. Ayaklarında da pembe renkli yüksek topuklu rugan ayakkabılar vardı.<br><br>   Arda elinde bir çift pembe ipek kurdelayla içeri girdi, kapıyı kapatıp kitledi. Banu deli gibi çırpınmaya başladı. Arda komodinin üzerinden bir tarak aldı, yatağa, genç kadının yanına oturdu. Banu boğuk çığlıklar atıyordu, ancak ağzındaki silikon top yüzünden yalnızca anlaşılmaz "mmmff ığğmmmff" diye sesler çıkıyordu. Değil diğer dairelerdeki insanlar, evin başka bir yerindeki biri bile onun sesini duyamazdı. Arda esirini koltuk altlarından tuttu ve kucağına oturttu. Kadının saçlarını açtı, firketeleri yatağa koydu. Sonra yavaşça ve özenle esirinin saçlarını taramaya başladı. Upuzun kızıl saçları vardı genç kadının. Arda birkaç dakika boyunca Banu'nun saçlarını taradıktan sonra, genç kadının saçlarını ortadan ikiye ayırdı, yavaşça ördü ve örgülerin ucuna pembe kurdelaları bağladı. Banu, Arda onun saçlarını örerken ürkekçe bekledi. Arda genç kadını örgülerini omuzlarından göğüslerine doğru döktü, sonra eliyle Banu'nun çıplak kasıklarını okşadı nazikçe ve orta parmağını kadının vajinasından içeri daldırdı. Bir süre bu şekilde parmakladı esirini. Banu iyice ıslanmıştı artık.<br><br>Genç adam esirini sırtüstü yatağa yatırdı, bacaklarını ardına kadar açıp, ayak bileklerinden deri kayışlarla yatağın köşelerine bağladı. Genç kadının kasıkları ardına kadar sahibinin arzularına açılmıştı, Banu bacaklarını kapayamazdı, ayak bileklerindeki kayışları çözemezdi, kollarını saran deri eldivenden kurtulamazdı ve boğuk çığlıklarını hiç kimse duyamazdı. Arda'nın ahşap bir dolaptan uzun ve ince bir deri kırbaç çıkarttığını görünce deli gibi çırpınmaya başladı genç kadın. Arda esirinin üzerine eğilip, kulağına "Arzularını serbest bırak küçüğüm" dedi. ve yatağın başına geçip elindeki kırbacı var gücüyle savurdu. ŞAK! Banu avazı çıktığı kadar bağırmak istedi, ancak silikon top ağzını tıkamıştı. Kırbaç kadının göğüslerinde şakladıkça Banu daha da  çok çırpınıyordu. Öyle ki ilk 5-6 kırbaç darbesinden sonra daracık korse çözüldü, kadının memeleri pembe satenin dışına fırladı. Meme uçları neredeyse açtı açacak bir çiçeğin tomurcukları gibi olmuştu: iri, sert ve kıpkırmızı. Hayat doluydular. Arda kölesinin bu terbiyesizliğine çok kızmıştı, Banu'yu kırbaçlamayı kesti, çarşafın üzerine bıraktığı firketeleri aldı,  kadının memelerinden sıyrılmış pembe satenin üzerine bıraktı yavaşça. Banu çok ürkmüştü, adamın ne yapacağını bilemiyordu, ama çok korkuyordu. Arda önce dolaptan beyaz bir eşarp aldı, kadının yanına oturdu, eşarpla Banu'nun gözlerini bağladı sakince, Banu tekrar deli gibi çırpınmaya başladı. Sımsıkı bağlıydı ve hiçbir şey göremiyordu. Genç adam kölesini bu terbiyesizliğinden ötürü cezalandırmaya kararlıydı, firketeleri aldı, kırbaçlanmaktan gül goncası gibi kıpkırmızı, dimdik olmuş meme uçlarına taktı. Banu eğer ayak bileklerinden ve kollarından deri kayışlarla bağlı olmasaydı kuşkusuz yerinden sıçrardı. Hayatında böyle bir acı hissetmemişti. Arda kadının meme uçlarına taktığı firketeleri biraz daha sıktı, Banu acıdan bayılacak gibi oldu. Arda kırbacını aldı, dolaptan kırmızı renkli bir vibratör çıkarttı. Banu hâlâ saten nevresimin üzerinde kıvranıyordu. Arda kırbacını tekrar savurdu esirinin üzerine. Sert ve seri bir şekilde kırbaçladı genç kadını. Banu bacaklarını, kasıklarını ve göğüslerini döven kırbaçtan kaçıramadı, kırbaçlandıkça ağlamaya başladı. Arda aşırı tahrik olmuştu, kontrolü kaybetmekte olduğunu anlayınca kadının üzerine atladı, vibratörü kölesinin içine daldırdı. Banu içinde sert plastiğin titreşimlerini hissedince iyice uyarıldı, boğuk çığlıkları iniltilere dönüşmeye başladı. Arda vibratörü daha da içeri soktu ve birden Banu'nun meme uçlarını kıstıran firketeleri çıkarttı. Genç kadın uyuşmuş memeciklerine tekrar kan hücum edince birden acıyla boğuk bir çığlık kopardı, titredi ve sarsılarak boşalmaya başladı. Ter içinde kalmıştı. Arda da kendinden geçmiş, esirinin üzerine boşalmıştı. Banu kesik kesik nefes alıyor, ağzını tıkayan topun izin verdiği ölçüde inliyordu. Arda esirinin kulağına eğilip "Aferin küçük kız, hep böyle uslu bir köle ol" diye fısıldadı. Hâlâ titremekte olan vibratörün hızını son ayara getirdi ve yataktan kalkıp odadan çıktı.]]></content:encoded>
						                            <category domain="https://www.bdsmturk.com/camia/hikayeler/">Hikayeler</category>                        <dc:creator>master_engineer</dc:creator>
                        <guid isPermaLink="true">https://www.bdsmturk.com/camia/hikayeler/ardanin-kadinlari-banu/</guid>
                    </item>
				                    <item>
                        <title>Arda&#039;nın Kadınları - Nurten</title>
                        <link>https://www.bdsmturk.com/camia/hikayeler/ardanin-kadinlari-nurten/</link>
                        <pubDate>Thu, 21 Jun 2018 15:09:23 +0000</pubDate>
                        <description><![CDATA[Nurten 40 yaşlarında iki çocuk annesi esmer bir kadındı.  Kendiyle barışık, kavgasız, gürültüsüz bir aile hayatı olan biriydi. Orta boylu, ne zayıf ne de balık etli diyebileceğimiz, bakan gö...]]></description>
                        <content:encoded><![CDATA[Nurten 40 yaşlarında iki çocuk annesi esmer bir kadındı.  Kendiyle barışık, kavgasız, gürültüsüz bir aile hayatı olan biriydi. Orta boylu, ne zayıf ne de balık etli diyebileceğimiz, bakan göze göre sıradan veyahut çok çekici gelebilecek bir fiziğe sahipti. Ve o gün gerçekten de çok çekiciydi: Her zamanki gibi sabah dışarı çıkmadan önce makyajını eksiksiz yapmış, siyah rimellerini ve farını sürmüştü. Dudaklarındaki bordo ruj ona yaşına uyan bir davetkarlık katıyordu. Ancak onu o gün dayanılmaz derecede çekici kılan bu değildi.<br><br>   Nurten uyandığında gözlerinin bağlı olduğunu fark etti. Gözleri genişçe siyah ipekten bir kurdelayla bağlanmıştı. Kolları arkasında, uzaktan bakınca tek parçalık uzun bir eldivene benzeyen, deriden bir kılıfla sıkıca bağlanmıştı. Bu deri kılıf onun ellerini, bileklerini ve hatta dirseklerine kadar kollarını sarmaktaydı ve bir çift bağcık ile sıkıca düğümlenmişti. kılıfın ön kısmından çıkan iki deri kayış omuzlarından dolaşıp sırtındaki bir kancada buluşuyor ve bu kancadan çıkan bir üçüncü kayış da tekrar aşağı inerek kılıfa bağlanıyordu. Bu sayede bu deri eldiven onun kollarını sımsıkı bağlı tutuyor ve yerinde sabit duruyordu. Nurten'in üzerinde göğüslerini ancak örten siyah satenden bir büstiyer ve altında da siyah dantelden transparan bir külot vardı ve belinin iki yanında kopçalanmıştı. Bacaklarını saran incecik siyah çoraplar belindeki siyah jartiyere özenle tutturulmuştu ve bacakları diz kapaklarından ve ayak bileklerinden bağlanmış bir çift deri kayış ile bitişik duracak biçimde sabitlenmişti. Ayaklarında yüksek topuklu siyah rugan ayakkabılar vardı ve saçları kadife bir saç tokasıyla at kuyruğu biçiminde bağlanmıştı. İşte bu nedenle o gün Nurten her zamankinden daha çekiciydi.<br><br>   Nurten bağlanmış olduğunu anlayınca kaçmak için çırpındı. Kımıldayamadığını görünce de bağırmak istedi. Ağzında silikondan yapılmış beyaz bir top vardı ve topun kenarlarından çıkan kayışlar ensesinde sıkıca bağlanmıştı. Boğuk boğuk inlemeye başladı. Ağzındaki top çenesini hareket ettiremeyeceği kadar büyüktü. Odadan gelen iniltileri duyan Arda içeri girdi. Vişne rengi saten nevresimin üzerinde çırpınıp duran Nurten'i gördü. Birkaç saat önce çayına uyku hapı atarak tuzağa düşürdüğü kadını omuzlarından tuttu ve gerdanından öptü. Nurten deli gibi çırpınmaya başladı. Kollarını saran deri kılıftan kurtulmak için var gücüyle asıldı ancak bu imkansızdı, bacaklarını da güçlükle oynatabiliyordu. Ağzındaki top onun sesini kısıyordu. "Demek hanımefendi uyandı" dedi Arda, Nurten'in yanına otururken, "Ben de artık sabırsızlanmaya başlamıştım doğrusu". Nurten sinirinden ağlayacak gibi oldu. Arda Nurten'in kulağına eğilip "Şşş. Uslu bir kız ol lütfen. Canını yakmak istemem doğrusu" dedi ve yavaşça Nurten'in bacaklarını okşamaya başladı. Nurten o kadar çok çırpınıyordu ki göğüsleri büstiyerinden fırlayacak gibiydiler. Arda Nurten'in belini sardığı sağ elini yavaşça kadının külodundan içeri daldırdı ve parmaklarıyla Nurten'in vajinasını okşamaya başladı. Nurten sinirinden ağlamaya başlamıştı. Karşı koyamıyor, kaçamıyor ve bağıramıyordu. Arda arzu ile dolmuştu. Siyahlar içindeki esirini iki eliyle belinden kavrayıp kucağına oturttu, "Artık uslu dur, yoksa seni ben terbiye ederim" dedi Nurten bacaklarını daha çok sallamaya başladı. Bunun üzerine Arda "pekâla" dedi ve tek eliyle Nurten'in külodunun kopçalarını açıverdi. Çıplaklığını hisseden Nurten biraz duraladı. Bütün kadınlığıyla kendisinden çok daha genç ve arzu dolu bir erkeğin kucağında çaresizce oturuyordu. Arda birden Nurten'i kucağına yüzü koyun yatırdı ve eliyle kadının çıplak kalçalarına sert şaplaklar atmaya başladı "Al bakalım yaramaz kız". Nurten boğuk iniltiler çıkartarak çırpınmaya devam etti. Arda'nın tokatları sert bir biçimde kalçalarına iniyordu. Birden Arda onu kollarından tuttu ve ayağa kaldırdı.<br><br>   Yüksek topukluların üzerinde o pozisyonda dengede durmak zordu. Arda yukarıdan sarkan  bir zincirin ucunu Nurten'in kollarını saran deri kılıfın en aşağısındaki kancaya bir asma kilitle kitledi. Sonra usulca ayak bileklerindeki ve dizlerindeki kayışları çıkarttı. Bacakları serbest kalınca Nurten kaçmak için hamle yaptı ancak kollarının bağlı olduğu zincir izin vermedi. Arda iki ucunda deri kelepçeler bulunan açılır kapanır siyah renk bir çubuk çıkarttı dolaptan ve bunu Nurten'in ayak bileklerine bağladı. Nurten bacaklarını kapayamaz olmuştu. Arda çubuğu sonuna kadar açınca Nurten'in de bacakları ardına kadar açılmaya zorlandı. Çubuk çok sağlamdı ve Nurten'in kasıkları artık tamamen sahibinin isteklerine açılmıştı. Arda odanın kenarına geçti ve Nurten'in bağlı olduğu zincirin çıkrığını çevirmeye başladı yavaşça. Zincir, makara döndükçe yükseliyor, zincirle birlikte Nurten'in bağlanmış kolları da yukarı kalkıyordu. Bir noktada Nurten dengesini kaybetti ve iki büklüm oldu. Artık tamamdı. Arkadan sıkıca bağlanmış kolları tavana doğru zincirlenmiş hâlde Filistin askısı pozisyonu almıştı, bacakarı ardına kadar açılmış, kalçaları da iyice dışarı çıkmıştı. vajinası cinsel temaslara karşı tamamen korumasızdı. Nurten kaçamazdı, bağıramazdı, artık Arda onunla istediği gibi sevişebilirdi.<br><br>   Arda ona arkadan yaklaştı, büstiyerinden taşmakta olan göğüslerini sıkıca kavradı. Sonra ellerini yavaşça Nurten'in beline doğru kaydırdı, kalçalarını okşadı usulca. Birden ani bir şekilde Nurten'in içine girdi. Yavaşça çıktı ve bu kez daha sert bir şekilde bir daha girdi. Nurten Arda'nın tamamını içinde hissetti. Arda zevkten inledi ve yavaşça girip çıkmaya devam etti. Nurten hüngür hüngür ağlamaya başlamıştı. Silikon top ağzını sürekli açık tuttuğundan salyaları akmaya başlamış ve gözlerinden inen yaşlara karışmıştı. Kımıldayamıyordu ve tecavüzcüsü girip çıktıkça sarsılıyor, göğüsleri siyah satenin dışına taşıyorlardı. Arda hızlandı, iyice zevke gelip Nurten'in kalçalarını tokatlamaya başladı. Çaresizce önünde davetkar bir biçimde eğilmiş olan kadın onu coşturmuştu. Nurten'in saçını kavradı ve sertçe çekti. Nurten acı ve öfke içinde kollarını ve ayaklarını bağlayan kayışlara asıldı. Arda büyük bir tatminle boşaldı.<br><br>   "Nefissin bebeğim" dedi Arda oyuncakların bulunduğu dolaba giderken. Dolaptan bir at kırbacı alıp tekrar kadının arkasına geçti. Nurten çırpınmayı kesmiş soluklanıyordu. Bulunduğu pozisyon çok rahatsız ediciydi. Kolları ve bacakları uyuşmuştu. Korkuyla arkasındaki adamın ona ne yapacağını merak ediyordu. Arda kırbacın ucuyla Nurten'in kalçalarını okşamaya başladı. Nurten çıplak kalçalarında sert deriyi hisseder hissetmez tekrar deli gibi çırpınmaya başladı. Ancak nafileydi. Arda seri bir şekilde kölesinin kalçalarını dövmeye başladı elindeki kırbaçla. Arda tekrar sertleşmişti, ama acele etmedi. Nurten'i Filistin askısı pozisyonunda tutan zinciri aşağıya indirdi. Kadın bir anda ne olduğunu anlayamadan rahatlayıverdi. Kolları hâlâ bağlıydı ama yine de daha az yorucuydu bu hâliyle. Arda kadının karşısına geçip Nurten'in gözlerini bağlayan ipek kurdelayı çıkardı. Nurten nefretle bakıyordu. Arda kölesinin yanağından bir makas aldı ve "Eğer ıstırabın dayanılamaz bir seviyeye gelirse, ağzındaki topu sıkıca ısır bebeğim" dedi. Nurten ürkek bir ceylan gibi baktı. Arda elindeki kırbaçla kadının göğüslerini dövmeye başladı birden. Var gücüyle vuruyordu ve özellikle Nurten'in meme uçlarını dövüyordu. Kadın acıdan ne yapacağını şaşırmıştı. Kollarını bağlayan deri kılıfa biraz daha asıldı. Boğuk boğuk inledi. Artık canı çok yanmıştı ki çaresiz Arda'nın dediğini yaptı: topu sıkı sıkı ısırdı. Göğüslerini Arda'nın kırbaçından kaçırmak için gövdesini sağa sola çeviriyordu ancak yine de kırbaçlanmaktan kaçamıyordu. Arda birden kırbacı yere fırlattı, kolunu kadının boynuna dolayıp, Nurten'in saçını çekti. Nurten bir daha acıyla ağzındaki silikon topu ısırdı. Arda Nurten'in içine girdi. Nurten bacaklarını toplamaya çalıştı ancak ayak bileklerine bağlanmış olan olan çubuk esnemiyordu. Arda bacakları ardına kadar açılmış olan kadının çıplak vajinasına rahatça temas edebiliyordu ve seri bir şekilde içinde gidip geliyordu. Birden sol eliyle Nurten'i pandiklemeye başladı. Nurten boğuk iniltilerle itiraz ediyordu ama Arda kontrolü kaybetmişti; Nurten'in saçlarını var gücüyle çekti ve sertçe girip çıkmaya devam etti. Nurten bütün bu acının içinde bir kez daha içinde genç adamın boşaldığını hissetti.<br><br>   Arda Nurten'in hareketini kısıtlayan tavana bağlı zinciri çözdü ve kadını yatağa itti. Nurten, bacakları sabit bir şekilde ardına kadar açık olduğundan dengesini hemen kaybetti ve saten nevresimin üzerinde buldu kendini. Arda kadının üzerine attı kendini, Nurten'in ayak bileklerine bağlı deri kayışları çözdü ve çubuğu çıkarttı. Nurten serbest kalan bacaklarını toplamak istediyse de Arda kadının baldırlarını kavrayarak buna engel oldu. Nurten çırpınmaya başladı. Bunun üzerine genç adam sol eliyle kadınının sağ bacağını yatağa sabitledi ve diğer bacağını da sağ eliyle alttan kavrayarak omzuna aldı. Nurten küfürler ediyordu ancak ağzındaki silikon top yüzünden yalnızca anlamsız iniltiler çıkıyordu. Arda dudaklarını Nurten'in vajinasına yasladı ve ıslak bir öpücük kondurdu. Bu ilk öpücüğü başka öpücükler ve seri dil darbeleri izledi. Nurten kontrolsüzce inlemeye başladı; iyice ıslanmıştı. Arda kadının iyice gevşediğini görünce yatağın kenarında duran kırmızı renkli vibratörü aldı, Nurten'in içine soktu ve çalıştırdı. Nurten itiraz etmeye çalıştı ancak nafileydi. Arda "Sakin ol aşkım" diye fısıldadı kulağına ve vibratörün hızını arttırdı. Nurten titremeye başladı. Arda Nurten'in sırılsıklam olduğunu görünce "Aferin, işte böyle, çok iyi gidiyorsun küçüğüm" dedi ve vibratörü son hıza aldı. Nurten vibratörün etkisiyle sarsılarak boşalmaya başladı. Ama Arda bunun üzerine vibratörü daha da derine soktu. Kadın iyice kontrolü kaybetmiş bir şekilde istemsizce çırpınmaya başladı. O sırada, tam Arda boşalmakta olan esirini kollarından, saçından veya bacaklarından tutarak zapt etmeye çalışırken birden Nurten'in sağ memesi saten büstiyerden fırladı."Yaramaz kız!" dedi Arda, vibratörü kadının içinden çıkartırken, "Neden uslu durmuyorsun Nurten?". Nurten'in çıplak memesini okşamaya başladı, "Şşş... Bu yaptığın çok ayıp bebeğim" dedi, büstiyeri biraz daha sıyırdı ve diğer memesini de açtı, "boynunun altında iki adet ateş topu taşıdığının farkında değil misin?". Arda Nurten'in çıplak memelerini avuçladı. Genç adam arzuyla dolmuştu ve kontrolü kaybetmek üzere olduğunu fark etmişti. Önce yerden ipek kurdelayı alıp Nurten'in gözlerini bağladı tekrar. Yatağın kenarındaki komodinden iki ucunda birer kıskaç bulunan parlak bir zincir aldı. Tekrar Nurten'in olgun birer meyveye benzeyen memelerini sıkı sıkı tuttu elleriyle, baş parmaklarıyla kadının meme uçlarını ovalamaya başladı. Daha yeni yaşadığı orgazmla kendinden geçmiş olan kadının meme uçları uyarıldı bir anda. Arda zinciri aldı ve kıskaçları kadının dikilen meme uçlarına geçirdi. Nurten baygın baygın inlerken bir anda meme uçlarını kıstıran soğuk metali hissedince acıyla boğuk bir çığlık kopardı. Canı çok yanmıştı. Arda "Memelerine sahip çıkmazsan, onları dizginlemem gerekir küçük kız" dedi. Nurten deli gibi çırpınmaya başladı, deri kılıfın sımsıkı sardığı kollarını sallamaya çalıştı, ama nafileydi. Daha birkaç dakika önce sarsılarak orgazma eren kadıncağızın eli kolu bağlı, ağzı tıkalıydı ve meme uçları mandallanmıştı. Arda Nurten'in sol kulak memesini öptü, emdi ve kulağının içini yaladı. Kölesinin memelerini kıstıran zinciri hafifçe çekti. Nurten memelerindeki kıskaçların arasının daha da kapandığını hissedince yerinden sıçradı. Arda zevkten kendinden geçmiş olduğu için kadını elinden kaçırdı. Nurten yataktan fırladığı gibi kaçmaya çalıştı ancak gözleri bağlı olduğundan önünü göremiyordu, kolları hareketini kısıtlıyordu ve ayakkabılarının topukları koşamayacağı kadar yüksekti. Açık kapıya yöneldi, tıkalı ağzıyla bağırmaya çalıştı, boğuk iniltiler çıkarttı. Arda savunmasız kölesine yaşattığı ıstırapla aşırı tatmin olmuştu, öyle ki ayağa zor kalktı. Nurten'i jartiyerinin kordonundan tuttu. Nurten kaçışmaya başlayınca jartiyerinin kopçası çözüldü ve Arda'nın elinden kurtuldu. Kadın koridora çıktı, gözleri, kolları bağlı, ayağında yüksek topuklular koşturmaya başladı. Arda bunun üzerine Nurten'in memelerinden sarkan zincire asıldı. Metal mandallar kadının meme uçlarını daha da kıstırınca, Nurten müthiş bir acıyla irkildi tekrar. Çok canı yanmıştı ve acı artık dayanılamaz olmuştu. Bu nedenle hareketsiz kaldı efendisinin karşısında. Şimdi çaresiz, hüngür hüngür ağlıyordu, gözlerinin önündeki siyah ipek kurdelanın altından akan gözyaşları süzülüp, ağzındaki silikon topun kenarlarında salyalarına karışıyordu. Ağlamaktan rimelleri yanaklarına akmıştı. Bu durum Arda'yı daha da tahrik etti, "Sen çok yaramaz bir kızsın Nurten, seni terbiye etmem şart" diye fısıldadı, esirini, memelerine kenetlenmiş zinciri çekiştirerek odaya soktu tekrar. Kapıyı kapatıp, kilitledi, oyuncaklarının bulunduğu dolaba gidip büyükçe bir ekmek tahtasına benzeyen deri kaplı bir şaplak aldı. Nurten'in kalçalarına var gücüyle vurdu şaplağı. ŞAK! Nurten acıdan deliye döndü tekrar ama Arda onu zincirinden çekiştirerek kolayca dizginledi, "Dik dur küçük kız!" Nurten rugan topukluların üzerinde hazır ola geçti bir anda. Arda bir daha var gücüyle kadının kalçalarını şaplakladı. Nurten artık dayanamıyordu; bir saatten uzun bir süredir, kırbaçlanıyor, şaplaklanıyor, tecavüze uğruyor ve işkence görüyordu ve onu esir almış olan delikanlı yorulmak şöyle dursun daha da coşuyordu. Arda Nurten'in saçını çekerek kölesini yatağa yatırdı tekrar. Önce dizlerinin üstünde yüzüstü çevirdi kadını, bacaklarını açtı, arasına kendi gövdesini soktu. Nurten bir kez daha Arda'yı içinde hissetti. Arda kendinden geçecek gibi oldu. Nurten hüngür hüngür ağlıyordu. Arda boşalacağını anlayınca kadının içinden çıktı. biraz soluklandı. Şaplakla biraz daha dövdü önünde diz çökmüş olan kölesinin kalçalarını. Sonra kadını sırtüstü çevirdi, bacaklarını ardına kadar açtı. Tekrar Nurten'in vajinasını dillemeye başladı. İyice ıslanana kadar birkaç dakika boyunca kadının vajinasını emdi, öptü, yaladı. Sonra Nurten'in baldırlarını sıkıca tuttu, bacaklarını omuzlarına aldı ve tekrar içine girdi. Nurten sessizce Arda'nın boşalmasını bekliyordu. O anda Arda birden bir eliyle Nurten'in saçını, diğer eliyle de memelerine kenetlenmiş olan zinciri çekti kuvvetlice. Nurten artık  acıdan bayılmak üzereydi ki Arda sarsılarak boşaldı kadının içine.<br><br>   Nurten sessizce ağlıyordu, meme uçları uyuşmuştu. Arda hâlâ kadının üzerindeydi ve zevkten yarı baygın bir haldeydi. Nurten'in kulağına eğildi "Eğer sessiz olacağına söz verirsen seni çözeceğim" diye fısıldadı, "Uslu duracağına söz veriyor musun Nurtencik?". Nurten başını sallayarak onayladı. Arda Nurten'in ensesindeki kayışları çözdü, kadının ağzındaki beyaz silikon topu çıkarttı. Sonra ipek kurdelayı çözdü, bir fular gibi kadının boynuna bağladı. Kadını kucağına oturttu, jartiyerin koşturmaca sırasında çözülen kordonunu kadının çorabına kopçaladı tekrar. Arda komodinin üzerinden bir tarak aldı, Nurten'in saçlarını açtı, kadife tokayı çıkarıp kenara koydu ve usulca kucağındaki kadının saçlarını taramaya başladı. Nurten uyandığından beri işkence ve tecavüz altında çırpınıyordu ve saçları iyice dağılmıştı. Arda Nurten'in saçlarını özenle tarıyor, arada kadının memelerine mandallanmış olan zinciri çekiştiriyordu. Nurten canı yandıkça inliyordu, Arda iste yavaş yavaş tahrik oluyordu tekrar. Bir süre sonra arda yine sertleşti ve kucağında oturan Nurten de bunu fark etti, "Bak yine geldi" dedi Arda, "haydi bir daha!". Nurten yalvaran gözlerle baktı, "Lütfen..." diyebildi. Arda işaret parmağını Nurten'in dudaklarına götürüp "Şşş... İtaat etmelisin" diye fısıldadı, "Ayrıca bana efendim diyeceksin!". Nurten sessizce ağlamaya başladı. Arda "Şimdi uslu bir kız ol ve sahibine hizmet et kedicik" dedi, "beni bir kedi yavrusu gibi yalamanı istiyorum bebeğim". Nurten kulaklarına inanamadı! 40 yaşını geçkin bir kadındı ve kendisinin neredeyse yarısı yaşında bir erkeğin kucağında gayet kışkırtıcı kıyafetler içinde sımsıkı bağlı bir biçimde oturmaktaydı. Arda Nurten'in boynuna bağladığı kurdelanın ucundan tuttu, "Haydi kedicik" dedi. Kadın çaresizce delikanlının dediğini yaptı; dudaklarını Arda'nın göbeğine değdirdi, yavaşça yalamaya başladı. Arda Nurten'in başını okşamaya başladı, Nurten de yavaşça Arda'nın meme uçlarını emerek devam etti. Arda iyice canlanmıştı, "Nurten... Oyhhh... Bu yaptıklarını umarım çocukların görmez bebeğim..." dedi kesik kesik "Gerçekten bir anneye hiç yakışmıyor, nefis...". Nurten'in yüzü utançtan kıpkırmızı olmuştu, çocuklarını düşündü. Anneleri siyah satenler içerisinde, deri kayışlarla bağlanmış, meme uçlarına metal mandallar geçirilmiş halde genç bir adamın zevklerini tatmin etmek için çok ayıp şeyler yapıyordu. Dudaklarını Arda'nın kasıklarına doğru indirdi ve birkaç saniye sonra da genç adam Nurten'in ağzının sıcaklığını hissetti. Nemli bir sıcaklık. Nurten diliyle gidip geliyordu. Arda gevşedi, ama daha da zevk istiyordu: Nurten'in meme uçlarındaki mandalları çıkarttı. Memeciklerine tekrardan kan hücum eden kadın acıyla sıçradı tekrar ancak sahibi onu başından sıkıca tuttu ve kaldığı yerden hizmet etmesini sağladı. Nurten dudaklarını iyice Arda'nın kasıklarına dayadı, efendisini boğazında hissetti. Arda kölesinin başını, saçlarını, yanaklarını okşadı, kendini tutabildiği kadar tuttu. Nurten'in ağzı tükrük dolmuştu ama yine de var gücüyle Arda'yı emiyordu. Boğazına kadar girmişti Arda ve bu Nurten'de kusma hissi yaratmıştı. Nurten ıstırabına son vermek için daha da hızlı emdi, durmadan emdi. Arda büyük bir coşkuyla patladı kölesinin ağzının içine.]]></content:encoded>
						                            <category domain="https://www.bdsmturk.com/camia/hikayeler/">Hikayeler</category>                        <dc:creator>master_engineer</dc:creator>
                        <guid isPermaLink="true">https://www.bdsmturk.com/camia/hikayeler/ardanin-kadinlari-nurten/</guid>
                    </item>
				                    <item>
                        <title>Seks Kölesinin Günlüğü - 4: Esaret</title>
                        <link>https://www.bdsmturk.com/camia/hikayeler/seks-kolesinin-gunlugu-4-esaret/</link>
                        <pubDate>Mon, 07 May 2018 21:09:04 +0000</pubDate>
                        <description><![CDATA[Sevgili günlük,Sabaha karşı beni uyandırdı. Çırılçıplaktım. Bu kez giysilerimi önüme koymuştu ama. Elinde bir kırbaçla karşımda bir tabureye oturdu ve giyinmemi izledi. Gömleğimin düğmelerin...]]></description>
                        <content:encoded><![CDATA[Sevgili günlük,<br><br>Sabaha karşı beni uyandırdı. Çırılçıplaktım. Bu kez giysilerimi önüme koymuştu ama. Elinde bir kırbaçla karşımda bir tabureye oturdu ve giyinmemi izledi. Gömleğimin düğmelerini ilikliyordum ki cebinden bir kelepçe çıkartıp yanıma geldi sessizce. “Lütfen… Yapma…” diyebildim yalnızca. Gülümsedi. Nazikçe yanağımı okşadı. “Önemli olan bedenini teslim almam değildi” dedi, “Önemli olan ruhunun bana teslim olması Özlem. Bu yalnızca kelepçe ve kırbaçla yapılabilecek bir şey değildir”. Elini başıma koydu, saçlarımı okşadı yavaşça. Dokunuşu yumuşaktı, ama kontrolün kendisinde olduğunu hissettiriyordu. Giyinip eve gittim.<br><br>Akşam işten çıkıp eve döndüm. Gece az uyuyabildiğim için yorgundum. Hemen yıkanıp, uyumak istiyordum. Anahtarı çevirdim içeri girdim. Çantamı bir kenara koyup salona geçtim. Karşımda oturuyordu! İşaret parmağıyla gelmemi işaret etti. Bir şey diyemeden kaldım, sonra ürkekçe yanına gittim. “Diz çök” dedi. Dediğini yaptım. Yine başımı okşadı, “Aferin Özlem, hep böyle uslu bir kız ol”. Yanağımdan bir makas aldı “Yemek hazır, şimdi git odana, hazırlan ve salona gel. Çabuk ol”. Yatak odama gidince gözlerime inanamadım: yatağımın köşelerine kelepçeler takılmış, giysi dolabımın hemen yanına da ortaçağ filmlerinde gördüğüm, ahşaptan yapılmış, boyun ve el bileklerini hareketsiz tutmak için üzerinde delikler açılmış bir işkence aleti duruyordu! Odamın her yerine “İtaat et!” yazan posterler asılmıştı. Yatağımın üstünde açık mavi renk, kenarları ve göğüs kısmı beyaz dantelli saten bir gecelik, yanında da beyaz dantelden transparan bir külot, beyaz bir jartiyer ve beyaz ipek çoraplar duruyordu. Yatağımın dibinde de beyaz renk topuklu ayakkabılar vardı. Çaresizce soyundum ve yatağın üstündekileri giydim. Çoraplarım incecikti.<br><br>Salona geçtim. Yemek masası hazırlanmış, ortasına bir demet çiçek konmuş, kenarında iki mum yakılmıştı. Ben içeri girince ayağa kalktı, gözlerimin içine bakarak sol elimi tuttu ve öptü. Gömlek cebinden bir çift beyaz ipek kurdela çıkardı. Saçlarımı usulca elleriyle tarayarak iki yana ayırdı ve kurdelaları bağladı. Sonra masaya kadar bana eşlik etti, oturmam için sandalyemi çekti. Mutfağa gitti. Ürpertici bir durumdu. Kendi evimde esirdim bir yandan, bana istediği gibi işkence veya tecavüz edecekti. Ne isterse yapmak zorundaydım. Öte yandan çok nazikçe davranıyordu, kendimi hanımefendi hissettiriyordu. Masaya döndü. Kadehime şarap doldurdu, tabağıma yaptığı yemeklerden servis etti. Karşıma geçti, “Başlayabilirsin Özlem” dedi. İyi ki hemen başlamamışım, yoksa canımı yakacağından hiç şüphem yoktu. Baş başa sessizce yemeğimizi yedik. Ağzını beyaz bir mendille sildi, ayağa kalktı, yürüyerek yanıma gelip arkama geçti. Kıpırdamadım, ellerimi kucağımda kavuşturdum. Kurdelalarla ayrılmış saşlarımı sırtıma döktü nazikçe, ellerini omuzlarıma koydu. Eğilip sağ yanağımdan öptü. Önümdeki mendili alıp, ağzımı, dudaklarımı sildi. Sonra hafifçe sandalyemi çekti, “Ayağa kalk” dedi. Dediğini yaptım. Yüzümü ona döndüm, ama göz göze gelince yaptığım yanlışı fark edip hemen başımı eğdim, bacaklarımı hafifçe araladım. Cebinden bir kelepçe çıkarttı, ellerimi arkamda kelepçeledi. Omuzlarımdan hafifçe bastırarak “Diz çök!” diye buyurdu. Hemen itaat ettim. Pantolonunu ve donunu indirdi, kasıkları ağzıma dayandı tekrar. Hemen emmeye başladım onu. En son bana oral seks yaptırdığında yine üzerimde gecelik, altımda topuklular, bileklerimde de kelepçeler vardı ve onu tatmin edemediğim için göğüslerimi ve vajinamı hunharca kırbaçlamıştı! “Devam et Özlem” dedi, sağ eliyle başımı kavrayarak, “Gözlerimin içine bak ve emmeye devam et”. Ağzımın içinde iyice sertleşmişti ama hâlâ hazza ulaşmamış gözüküyordu. Yalvaran gözlerle ona bakıyordum beni kırbaçlamaması için ve sürekli emiyordum. “Bu yaptığının ne kadar ayıp bir şey olduğunun farkında mısın Özlem?” dedi, “Yabancı bir erkeği evinde açık saçık bir kıyafetle karşılaman yetmiyormuş gibi bir de ellerini kelepçelemesine izin veriyorsun, üstüne bir de ağzınla çok ayıp şeyler yapıyorsun. Annen baban bu hâlini görse ne der? Genç kızlarının birkaç günde iştahlı bir seks kölesine dönüştüğünü görseler ne derler?”. Bana ayıplarcasına bakmaya devam etti. Bense korkudan daha da hızlanmıştım; sonuçta kelepçeler benim bileğimdeydi ve bir an önce boşalmazsa kırbaç benim bedenimi dövecekti. İki eliyle başımı sıkıca tuttu ve kendi gidip gelmeye başladı. Boğazıma kadar soktu, kusacak gibi oldum ama devam ettim emmeye. Bir anda ağzıma boşalmaya başladı. Çaresizce yüzüne bakmaya devam ettim. O ise başımı sıkıca tutmaya devam etti. Hepsini yuttum.<br><br>Arkama geçip kelepçelerimi çözdü. Elimden tuttu, ayağa kaldırdı. O önde ben arkada yatak odama geçtik. Yatağa oturdu, eliyle kucağını işaret etti, sağ bacağına oturdum. Sol eliyle bacaklarımı okşamaya başladı. Diğer elini belime dolamış, ara ara geceliğin üzerinden göğsümü avuçluyordu. Ellerini üzerimden ayırmadan yanağımdan öptü, “Artık bana ait olduğuna göre, şu üstüne başına da bir el atmak gerek” dedi. Başparmağını bel kemiğime bastırıp karışını açtı ve serçe parmağıyla bacağıma dokunup “Bundan sonra giyeceğin eteklerin boyu burayı geçmeyecek, anlaştık mı Özlem?” dedi, “Yarın sabahtan itibaren cicilerini giyip gideceksin işe”. Yatağımın karşısındaki şifoniyerin üstünde gri renk bir kumaş mini etek ve ince dokunmuş beyaz bir gömlek duruyordu. Dudaklarımdan öptü beni. Meme uçlarımı parmaklarının arasına alıp oynamaya başladı. Tahrik olmuştum istemeden. “Sevişmek ister misin?” diye sordu. Yanıt vermedim. “Pekâlâ” dedi ve sırtımı yatağa yasladı, kollarımı iki yana açıp yatağın köşelerindeki kelepçeleri bileklerime geçirdi. İtiraz etmedim. Külodumu sıyırıp bacaklarımı da ardına kadar açtı. Beni kırbaçlamasından korkuyordum. O ise hemen üstündekileri çıkardı ve üstüme çıktı. Kalçalarımı avuçladı ve dudaklarını dudaklarıma yapıştırdı. Bir anda içime girdi. Geceliğimin eteği belime kadar sıyrılmıştı ve sarsılmaktan göğüslerim dışarı fırlamışlardı. Bacaklarımı daha da genişçe açtı ve daha hızlı girip çıkmaya başladı. İyice gevşedim ve boşaldım.]]></content:encoded>
						                            <category domain="https://www.bdsmturk.com/camia/hikayeler/">Hikayeler</category>                        <dc:creator>master_engineer</dc:creator>
                        <guid isPermaLink="true">https://www.bdsmturk.com/camia/hikayeler/seks-kolesinin-gunlugu-4-esaret/</guid>
                    </item>
				                    <item>
                        <title>Seks Kölesinin Günlüğü - 3: Teslim</title>
                        <link>https://www.bdsmturk.com/camia/hikayeler/seks-kolesinin-gunlugu-3-teslim/</link>
                        <pubDate>Mon, 07 May 2018 21:07:57 +0000</pubDate>
                        <description><![CDATA[Sevgili günlük,O gece saatlerce işkence ve tecavüze maruz kalmıştım ve eve dönmek için ellerimi çözdüğü hâlde gece olmasını beklemiştim. O kıyafetlerle apartmanda dolaşamazdım. Zaten en aşağ...]]></description>
                        <content:encoded><![CDATA[Sevgili günlük,<br><br>O gece saatlerce işkence ve tecavüze maruz kalmıştım ve eve dönmek için ellerimi çözdüğü hâlde gece olmasını beklemiştim. O kıyafetlerle apartmanda dolaşamazdım. Zaten en aşağılayıcı olan da buydu. Beni çözdüğü hâlde o zindandan çıkamıyordum. Bundan daha da küçük düşürücü olan ise geceyarısı evime dönmek için çıkarken onun fantezilerini tatmin etmem için bana verdiği kıyafetlerden başka üzerime  giyeceğim bir şeyin olmamasıydı. Eve döndüm. Kapıdan girer girmez elimi yüzümü yıkadım. Kalçalarım şaplaklanmaktan mosmor olmuştu ve metal kalp izleri çıkmıştı. Aynada kendime baktım bir dakika kadar, sonra sinirden ağlamaya başladım. Ama kararlıydım, ona bunu ödetecektim. Bana yaptıklarını yanına bırakamazdım.<br><br>Ertesi akşam işten dönerken kapıda karşılaştık. Hiç konuşmadan birbirimize baktık birkaç saniye, sonra ben hışımla dönüp evime girdim. İntikam almak istiyordum kesinlikle. Birden bir mesaj geldi telefonuma. Baktım, ondandı, “Sorunlarım var, bana yardım et. Yaptıklarımdan çok pişmanım. Eğer kabul edersen sana o gece kaydettiğim görüntüleri teslim edeyim hemen şimdi? Ne olur affetmesen bile anla. İyi değilim” yazıyordu. Yanıt yazmadım. bir iki saat evde dolanıp durdum öfkeyle. Sonra “Kapımın önüne bırak” diye yanıtladım. Görüntülerin internete düşmesi benim için bir felaket olurdu. Birkaç dakika sonra zil çaldı. Kapının gözünden baktım, kimse yoktu. Açtım, paspasın üstünde bir harddisk duruyordu. Tam eğilip alırken birden katta duran asansörün kapısı açıldı ve içinden o çıktı. Bir an duraladım. İşte o an yine kontrolü kaybettiğim an oldu; aniden yüzüme sıktığı sprey ile kendimden geçtim.<br><br>Uyandığımda kendimi çok rahatsız bir pozisyonda buldum. Kafama kumaştan çuval gibi bir şey geçirilmişti ve bir iskemlede oturuyordum. Hiçbir şey göremiyordum. Deri bir kıyafetin sardığı kollarım karnımda kavuşmuş bir biçimde sımsıkı bağlıydı ve onları bağlayan kayışların sırtımda buluştuklarını hissedebiliyordum. Göğüslerim çıplaktı ve kollarımın içinde bağlı olduğu deri kıyafete değiyorlardı. Ayağa kalkmak istedim ama belimden bağlanmış kemer gibi bir şeyle iskemleye sabitlenmiştim ve ayaklarım da iskemlenin ayaklarına zincirlenmişti. Bağırmak istedim, ancak ağzımda deri kaplı bir çubuk vardı ve sesim çok az çıkıyordu. Bacaklarımı oynatınca altımda bir etek olduğunu farkettim ancak kalçalarım çıplaktı? Biraz daha çırpındım ve tıkalı ağzımla inledim.<br><br>Birden sol kulağıma “Tekrar hoşgeldin Özlem” diye fısıldadı ve kafamdaki kumaş çuvalı çıkardı! Aynanın karşısındaki sorgu iskemlesine oturtmuştu beni. Ayaklarımda yüksek topuklu siyah renk deri botlar vardı. Üstümde tek parçalık deli gömleğine benzeyen ama göğüslerimi tamamen açıkta bırakan, bütün kollarımı, omuzlarımı -ve hissettiğim kadarıyla- sırtımın üst kısmını saran siyah deriden bir kıyafet vardı ve sımsıkı bağlıydı. Altımda ise yüksek belli deri bir siyah mini etek vardı. Botlar ayak kelepçeleriyle iskemlenin ayaklarına bağlı olduğunda bacaklarımın arası açıktı; külodum yoktu, incecik ten rengi çoraplar jartiyerimin kordonlarına kopçalanmıştı. Ağzımdaki  tıkacın uçlarındaki metal halkalardan çıkan deri kayışlar ensemde bağlanmıştı ve bu sefer boynumda başımı neredeyse hiç hareket ettiremeyeceğim kadar büyük ve sağlam bir tasma vardı. Beni o hâlde gören hiçbir erkek bana yardım etmeyi düşünmezdi.<br><br>Tasmamın kancasından tuttu ve beni sol kulağımdan usulca öptü. Sonra diliyle kulağımın içini yaladı, kulak mememi emdi. Ürperdim. “Bu zindan ve içindeki her şey, her oyuncak, senin için özel hazırlandı Özlem” diye fısıldadı, “Sen bu zindanın esiri olacaksın”. Öfkeyle çırpındım! Daha sabah intikam planları yaparken geceye kalmadan yine fantezilerinin oyuncağı olmuştum. İskemleyi sarsmak için var gücümle çırpınıyordum, ancak serbest göğüslerimden başka hiçbir uzvum kımıldamıyordu. Derince bir nefes verdi tatmin olmuş bir şekilde, “Kayışların çok sıkı değil mi?” dedi, “Bu senin iyiliğin için”. Başparmağını emerek ıslattı ve dudaklarımda gezdirdi. Tasmam kafamı çevirmeme izin vermediğinden ağzımı kaçıramadım. Sonra göz temasını kaybetmeden elini göğüslerime indirdi, sol meme ucumla oynamaya başladı, “Ne kadar da savunmasızsın”. Birden eğildi, elleriyle dizlerimden destek alıp göbeğimden öptü, diliyle nazikçe yalamaya başladı. Elleri bacaklarımı okşayarak eteğimin içine daldı, jartiyerimin kordonlarıyla oynadı. Sonra kemerimi çözdü, botlarımdaki kelepçeleri çıkarttı ve beni tasmamdan tutup ayağa kaldırmaya çalıştı. Bir an o odanın içindeki en güvenli yerin o sorgu iskemlesi olduğunu düşündüm; geçen gece bana yatakta, tecavüz masasında, duvarda ve Filistin askısında yaptıklarından sonra kımıldamamanın iyi bir fikir olduğu kararına vardım ve bütün ağırlığımı iskemleye verip çırpınarak karşı koydum. Hayalarına doğru bir tekme savurdum! Canı yanmıştı, ancak altımdaki etek çok dar olduğundan yeterince sert bir tekme çıkaramamıştım. Sonradan bu yaptığıma çok pişman olacağımı farkettim. Bir hışımla işkence aletlerinin asılı olduğu duvara gitti. Askıların birinden iki ucunda metalden parlak kıskaçların olduğu ince bir zincir çıkarttı. Zinciri sağ elinin işaret parmağına dolayıp açarak yanıma geldi. “Neden uslu bir kız olmuyorsun Özlem?” diye sordu sakince, “Neden sahibine boyun eğmiyorsun?”. Ona nefretle baktım. Eğildi, nazikçe sol mememden öptü. Sonra ağzını iyice meme ucuma yaslayıp, yeni doğmuş iştahlı bir bebek gibi emmeye başladı. O kadar sert ve seri bir şekilde emiyordu ki uyarılmıştım. Bir dakika aralıksız emdikten sonra başını kaldırdı ve elindeki zincirin kıskaçlarından birini emilmekten iri bir fındığa benzeyen meme ucuma geçirdi! Acıdan yerimden sıçrayacak gibi oldum. Hayatımda böyle bir acı hissememiştim. Var gücümle çırpındım. Gözlerimdeki nefret birkaç saniye içerisinde dehşet ve korkuya dönüşmüştü. Yüzüme baktı, hafifçe gülümsedi. Sonra diğer mememi emmeye başladı. Ağzını kaldırıp zincirin ucundaki diğer kıskacı meme ucuma yaklaştırdı. Yalvaran gözlerle başımı sağa sola salladım. Kıskacı geçirdi. Hayal edemeyeceğim kadar canım yanmamıştı. Zincirden tuttu ve yavaşça kendine doğru çekmeye başladı! Zincir çektikçe kıskaçların arası daha da kapanıyordu ve acı tahammül edilemez bir zeviyeye yükseliyordu. Gözümden yaşlar boşaldı. Hüngür hüngür ağlayarak iskemleden kalktım. Botların topukları çok yüksekti ve ancak balerin gibi parmak uçlarımın üzerinde denge sağlayabiliyordum, değil kaçmak, yürümek bile çok zordu. “Dik dur Özlem!”. ŞAK! Sağ eliyle kalçalarıma sert bir tokat attı. Kalçalarım çırılçıplaktı! Bana giydirdiği etek önden bakıldığında herhangi bir deri mini etek gibi duruyordu, ama arkadan bakıldığında, kalçalarımı örtmesi gereken yer boştu. Eliyle yavaşça kalçarımı okşarken “Yeni eteğini beğendin mi?” diye sordu, “Senin için özel yaptırdım, buna ‘ceza eteği’ veya ‘şaplak eteği’ diyorlar, senin gibi yaramaz kızları hizaya getirmek için”. Sonra aniden bir pandik attı ve dengemi kaybedecek gibi oldum.<br><br>Göğüslerimden sarkan zinciri çekiştirerek beni önce yatağın kenarına getirdi. Bir yastık aldı eline. Sonra aynanın tam önüne çekti beni. Yastığı zincir ile göğüslerimin arasına sıkıştırıp beni yüzüstü aynaya yasladı. Yastık sıkışmış, zincir de gerilerek kıskaçların daha da kapanmasına neden olmuştu. Meme uçlarım biraz daha yandı. Artık bayılmak üzereydim. Saçlarımı okşamaya başladı, “Saçların çok güzel”. Göğsüyle sırtıma abanıp, nazikçe sol yanağımdan öptü. Aynayla burun burunaydım. Hâlime baktım; botlarımın bağcıkları  sımsıkı ikişer düğümle bağlanmıştı ve ayak bileklerimi sıkıyorlardı. Topuklarım o kadar yüksekti ki en ufak bir harekette dengemi kaybediyordum. Üzerimdeki deriden yapılmış deli gömleğinin kayışları sıkıca sırtımda bağlanmış, göğüslerim apaçık kalmış, meme uçlarıma metal kıskaçlar geçirilmişti. Kurtulmam imkansız görünüyordu, Ağzımdaki kocaman tıkaç ensemde kayışlarla sabitlenmişti ve boynumdaki kalın tasma alt çenemi dahi hareket ettirmemi engelliyordu. Altımdaki minicik “ceza eteği” de bu tabloyu tamamlıyordu. Tamamen savunmasızdım ve çok kışkırtıcı bir durumdaydım. Bana istediği her şeyi yapabilirdi ve bütün karanlık arzularını benimle doyurabilirdi.<br><br>Yanaklarımı okşadı nazikçe. “İzninle bu akşam önce tatlıdan başlamak istiyorum” dedi. Ne dediğini birkaç saniye sonra anladığımda acıdan bayılacak gibi oldum: bana arkadan girmişti! Kazık gibiydi ve anüsüm parçalanacak gibi olmuştu. Kasıklarını iyice kalcalarıma yasladı, göğüslerimi avuçladı ve büyük bir arzuyla girip çıkmaya başladı. İnim inim inlemeye başladım. Tıkaç çok büyüktü ve kayışları iyice sıkılmıştı; bağırmak için ağzımı açtıkça dudaklarımın kenarını kesiyorlardı. Hüngür hüngür ağlıyordum. Ben ağladıkça iyice kudurdu ve sağ eliyle saçımı çekti. Botlarımın üstünde dengemi kaybettim, dizlerim kırıldı. Kalçalarım aşağı inince istemeden içimden çıkmış oldu ve rahatladım bir saniyeliğine, ama aniden zinciri sertçe  yukarı çekince memelerimdeki müthiş acı beni dimdik durmaya zorladı. Artık o da kontrolü kaybetmişti: bir eliyle saçımdan, bir eliyle de zincirden çekiyor, aldığı zevk arttıkça daha çok asılıyor, asıldıkça daha çok canım yanıyor ve onun aldığı zevk de yeni bir zirveye tırmanıyordu. Gözlerim ağlamaktan kıpkırmızı oldu. Tıkacı iyice ısırdım ve ağlamaya devam ettim. Bana bir yıl gibi gelen birkaç ıstıraplı dakikanın sonunda boşaldı neyse ki, “Ahhh… Özlem… Çok tatlıymışsın…” dedi kesik kesik, içimden çıkarken. Yatağa yürüyüp, yığıldı.<br><br>Kendinden geçmişti ve uykuya dalmıştı. Bense kollarım bağlı, ağzım tıkalı odanın içinde kalmıştım. Memelerim artık iyice uyuşmuşlardı. Yatağa kadar yürüyüp oturdum ben de. Hiçbir kadın, kendisi için hazırlanmış bir zindanda bile bulunsa, o kıyafetlerle dışarı çıkmayı bir seçenek olarak görmezdi. Beni çözmesi için ona tekme atmayı düşündüm bir an, ama sonra bunun cezasının çok daha kötü olabileceğini düşünerek vazgeçtim. Bunun üzerine bacaklarımı bacaklarına sürterek onu uyandırmaya çalıştım, kucağına oturdum.  Birden uyandı. Göğüslerimle zincir arasındaki yastığı çıkardı ve beni sırt üstü yatağa yatırdı. Üstüme çıkıp “Sevişmek mi istiyorsun?” diye sordu. Dermansızca bir inilti çıkardım beni çözmesi için. yavaşça yüzüme doğru eğildi, “Haydi sevişelim o zaman” dedi. Ensemdeki kayışları çözdü, ağzımdaki tıkacı ve tasmamı çıkardı. Boynum terlemişti. Saçlarımı okşadı yine, yanaklarımdan usulca öpmeye başladı. Ürkekçe “Seviştikten sonra beni çözer misin lütfen?” diye sordum. Başını o sırada öpmekte olduğu gerdanımdan kaldırdı, sağ işaret parmağını dudaklarıma götürüp “Şşş” dedi, “Sahibin izin vermeden konuşmamalısın”. Gözlerimin içine bakarak başparmağını dudaklarımda gezdirip, ağzıma soktu. Başparmağını emerken bacaklarımı araladım iyice. Suyuna gitmeye çalışıyordum. Sol eliyle bacaklarımı okşadı ve eteğimi belime doğru sıyırdı. Parmağını ağzımdan çıkarıp yanağımı okşadı, “Aferin Özlem, hep böyle uslu olmanı istiyorum”. Elleriyle bacaklarımı sertçe iki yana açtı, sol eliyle sağ bacağıma abanıp, diğer eliyle sol bacağımı alttan kaldırdı, basenimden ayak bileğime kadar çorabımın dikiş izini takip ederek okşadı ve botumun topuğundan sıkıca kavradı. Tamamdı artık, bacaklarım ardına kadar açılmış, göğüslerim, vajinam çırılçıplaktı. İçime girdi, kasıklarını kasıklarıma yasladı. Gidip geldikçe hızlandı. Ara ara bacaklarımı, kalçalarımı, göğüslerimi okşuyor, bazen de saçımı çekiyor, kulak memelerimi ve dudaklarımı emiyordu. Haz yükselmişti ki birden ellerini kalçalarımdan çekti ve meme uçlarımdaki kıskaçları çıkarttı! Uyuştukları için hissetmez olduğum memelerim birden kan hücum edince inanılmaz bir acıyla uyarmışlardı beni. Bir çığlık kopardım ama istemsiz haz iniltilerine karışıp gitti saniyeler içinde. İkimiz de boşaldık.<br><br>Üzerimden kalktı, karşı duvara gidip kırmızı topu alıp döndü. Yatağa yanıma uzandı tekrar, “Haydi Özlem” dedi, “Aç ağzını”. Sitem dolu gözlerle baktım, itiraz da etmek istemiyordum. “Söz bağırmayacağım” dedim, “Kimseye de bir şey söylemeyeceğim, ne olursun beni çöz”. Bacaklarımı araladı, vajinamı parmaklarıyla okşamaya başladı. Bir an gevşedim, ağzıma topu yerleştirdi ve kayışları ensemde bağladı. Yataktan kalktı, odadan çıktı. Su sesleri geldi evin içinden.<br><br>On beş dakika kadar sonra üzerinde beyaz bir bornozla geldi. Yatağa oturdu, saçlarımı okşamaya başladı. Kolumdan tutup çekti, yanına oturttu beni de. Bacaklarımı okşadı, çoraplarımın üzerindeki siyah çiçek desenlerinin üzerinde parmaklarını gezdirdi. Başımı kendisine çevirip, işaret parmağıyla çenemi kaldırdı nazikçe, “Devam edelim mi?” diye sordu. Boğuk bir inilti çıkarttım. Gece geç olmuştu ve çok yorgundum. Daha fazla tecavüz ve işkenceye katlanamazdım. “Yaramaz kız” dedi, saçımdan çekip beni kucağına yatırdı bir hamlede. Ben daha ne olduğunu anlamadan sağ eliyle sertçe kalçalarımı tokatlamaya başladı. Deli gibi çırpınmaya başladım. Bacaklarımı geriye doğru savuruyordum. Birden botlarımdan birinin sivri topuğu suratına çarptı ve yüzünü çizdi. O an göz göze geldik. Beni şaplaklamayı bırakmış, tıpkı memelerime o kıskaçları geçirmeden hemen önceki ürpertici bakışını atmıştı. Sakince gömlek cebinden geçen geceki siyah kumaş parçasını çıkartıp gözlerimi bağladı. Beni kucağından kaldırıp kolumdan çekerek işkence aletlerinin olduğu duvara doğru sürüklemeye başladı. Yine deli gibi çırpındım, topuklarımı yere vurdum, boğuk boğuk inledim.<br><br>Duvarın önünde durduk, boynuma bir tasma geçirdi. Tasmanın kancasına bir zincir taktı ve hafifçe çekti. Boyun eğdim. Sonra birden sert bir şeyle kalçalarıma vurdu. Plastik gibi bir hissi vardı. Aniden aynı şeyi anüsümden içeri soktu! çok rahatsızlık vericiydi. Derine soktukça rahatsızlık yerini acıya bıraktı. Cop sokmuştu içime! inim inim inlemeye başladım, birden gözümden yaşlar boşaldı. “Bu içeride kalacak, anlaştık mı Özlem?” dedi. Önüme geçti, bacaklarımı iki yana açtı. Cop çıkacak gibi oldu, sertçe içeri bastırdı. Hüngür hüngür ağlıyordum. Ve birden vajinamdan içeri sert ve kalın bir şey soktu. İnledim. Bu sefer içime soktuğu vibratör daha büyüktü. Biraz içimde gezdirdikten sonra vibratörü çalıştırdı. Kendimden geçtim.]]></content:encoded>
						                            <category domain="https://www.bdsmturk.com/camia/hikayeler/">Hikayeler</category>                        <dc:creator>master_engineer</dc:creator>
                        <guid isPermaLink="true">https://www.bdsmturk.com/camia/hikayeler/seks-kolesinin-gunlugu-3-teslim/</guid>
                    </item>
				                    <item>
                        <title>Seks Kölesinin Günlüğü - 2: Tuzak</title>
                        <link>https://www.bdsmturk.com/camia/hikayeler/seks-kolesinin-gunlugu-2-tuzak/</link>
                        <pubDate>Mon, 07 May 2018 21:04:18 +0000</pubDate>
                        <description><![CDATA[Sevgili günlük,Görüyorsun ya her şey başladığında ne güzel. Aşk var, zevk var, mutluluk var. Keşke her şey başladığı gibi, hayallerini kurduğumuz gibi kalsa. Keşke herkes inandığımız kişi ol...]]></description>
                        <content:encoded><![CDATA[Sevgili günlük,<br><br>Görüyorsun ya her şey başladığında ne güzel. Aşk var, zevk var, mutluluk var. Keşke her şey başladığı gibi, hayallerini kurduğumuz gibi kalsa. Keşke herkes inandığımız kişi olsa. Ancak aldanıyoruz. Ben de aldandım.<br><br>O sıcak akşamdan tam bir hafta sonra kapının zili çaldı yine. Gittim baktım, kimse yoktu, onun yerine parlak pembe paket kağıtlarıyla hediye paketi yapılmış, simden kırmızı ve mor kalplerle süslenmiş, kırmızı kurdelalı kutular vardı. Üzerinde de bir hediye kartı, içinde “Gece tam 12’de kapıyı açacağım ve seni bekleyeceğim…” yazıyordu. Heyecandan kalbim küt küt artmaya başladı, Hemen paketleri alıp, içeri, salona koştum.<br><br>İlk kutudan bir çift siyah renkli yüksek topuklu rugan ayakkabı çıktı ve bir de not: “Hiç kimsede bulunmayan asil bir duruş”. Şımarıklığın doruklarına varmıştım. Hemen en büyük kutuyu açtım. Onun içinden siyah satenden, kenarları siyah dantelli minicik etekli bir gecelik ve onunla takım oluşturacak bir de sabahlık çıktı! Çok heyecanlıydım, notta “Bu dünyadaki bütün ipeklerden daha pürüzsüz, kusursuz bir ten” yazıyordu! Bir sonraki kutudan ne çıkacağını artık tahmin etmiştim, ancak yine de heyecanımdan paketi parçalayarak açtım, içinden bir jartiyer takımı, siyah satenden dantelli bir tanga ve jartiyer çorapları çıkmıştı. Kalbim küt küt artıyordu, külodun içinden katlanmış bir kağıt çıktı, üzerinde “Sonsuz aşka açılan bir kapı” yazıyordu. En son paket, küçük bir kutuydu, onu da merakla açtım. İçinden ateş kırmızısı bir ruj, siyah ipekten saç kurdelaları, üzerinde adımın yazdığı gümüş bir bileklik ve siyah oje çıktı. Büyük bir sabırsızlıkla geceyi beklemeye başladım.<br><br>Akşama kadar heyecandan dönenip durdum. Bir ara uyuyayım istedim, enerji biriktirmek için ama ne mümkün! gece yarısına doğru odama geçtim, paketleri açtım, üstümdeki her şeyi çıkarttım. Vücuduma şöyle bir baktım. Normalde balık etli olduğum için, kendini pek beğenen biri değilimdir, ancak bu kadar hediye ve iltifattan sonra biraz havalanmadım değil. önce gümüş bilekliği taktım, kolyemle birlikte çok güzel bir ikili olmuşlardı. Sonra kırmızı ruju çıkarttım ve dudaklarıma sürdüm. Makyaj aynama bir öpücük kondurdum, bıraktığım ize baktım, dudaklarım kıpkırmızıydı. Sonra ayak ve el tırnaklarıma siyah ojeyi sürdüm. İşte siyaha başlamıştık artık. Ojelerin kurumasını beklemeden, külodumu giydim, kalçalarıma tam oturmuştu ve kenarlarındaki danteller gerçekten iç gıcıklatıcıydı. Ayrıca o kadar rahattı ki. Sonra jartiyeri giydim, çıtçıtını bağladım, çorapları çıkarttım, usulca ayaklarımdan kasıklarıma doğru gere gere çektim ve en sonunda jartiyerimin kordonlarıyla kopçaladım. İnceciklerdi. O kadar inceydiler ki, onların da siyah renk olduğunu anlamak için gerçekten çok yakından bakmak gerekiyordu ve kabul etmek gerekirse o kadar yakına gelen bir erkeğin bunları giyen bir kadına karşı herhangi bir şansı olamazdı. Bacak bacak üstüne atıp, aynada kendimi süzdüm, küloduma, jartiyerime, çoraplarıma baktım, sonra kollarımı açıp çıplak göğüslerime baktım. Kalktım, Geceliği giydim. Omuzlarıma düşen dantel askılar hissedemeyeceğim kadar hafiflerdi neredeyse, sonra göğüslerimin arkasından geceliğin kopçasını takınca bir anda bir ağırlık hissettim. Gülümsedim. Gecelik göğüslerimi sıkmıştı, ve dekoltemden dışarı taşırmıştı. Tam meme uçlarımın hizasından ince dokunmuş bir dantel geçiyordu ve altında kumaş yoktu. Aynı şekilde geceliğin yan tarafları da yalnızca dantelden dokunmuş ve transparandı. Etek ise ancak jartiyerimin kordonlarıyla çoraplarımın buluştuğu yere ulaşıyordu, minicikti. Sol bacağımın önünde neredeyse bel kemiğime kadar gelen bir yırtmacı vardı. Aynı şekilde kalçalarımın sağ tarafında kalacak şekilde bir yırtmaç daha vardı. Dönüp arkama bakmaya utandım, gecelik çok dardı ve o etek muhtemelen kalçalarımı anca örtüyordu. üzerime sabahlığı geçirdim ve önden kuşağımı bağladım. sabahlığın boyu geceliğin eteğinden birkaç parmak daha aşağıya kadar uzanıyordu neyse ki. Gece yarısı apartmanda böyle gezineceğimi düşününce… Makyaj masama tekrar geçtim ve saçlarımı kurdelalarla kafamın ardında bağlayıp uçlarını da kelebek yaptım. kapının önüne çıkıp rugan topukluları giydim. Aynanın karşısına geçip dimdik durdum. Aşk tanrıçası gibi hissediyordum kendimi. topuklularımın burnunda yükselip çabuk ve tek bir hamleyle arkamı döndüm ve başımı çevirip aynaya baktım. Siyah saten vücudumu sarmıştı. Topuklarımdan yukarı çoraplarımın dikiş çizgilerini takip ettim gözlerimle. Çizgiler diz çukurundan biraz yukarı kadar gelip burada birden el yazısına dönüşüyor ve basenlerimde “Sevişmek ister misin?” yazıyorlardı. Dudaklarımı ısırdım, çok kışkırtıcı bir görüntüydü.<br><br>Saate baktım, 12’ydi. Kapının göz yuvasından baktım. Karşı kapı yavaşça açıldı, o çıktı. Heyecandan ben de bir çırpıda açtım kapıyı. İşte karşımda duruyordu, üzerinde yine gündelik kıyafetleri vardı, gülümsüyordu. Yavaş ve emin adımlarla karşı kapıya ilerledim. Gecenin sessizliğinde topuklarımın gürültüsü apartmanda yankılandı. Beni içeri aldı ve cebinden siyah renkte uzunca bir kumaş çıkarttı. Yanağımın kenarından ürkekçe öpüp, sol kulağıma “Sana bir sürprizim var” diye fısıldadı. Daha ne olabilirdi ki, heyecandan kalbim küt küt atıyordu, hatta belki o bile duyuyordu! Kumaş parçasıyla gözlerimi bağladı, sonra nazikçe sağ eliyle belimi kavradı, sol eliyle de sol elimi tuttu. Gerdanımdan yavaşça öptü ve yürümeye başladık. Arada bir saçlarımı kokluyor, belimi kavrayan sağ eli saten sabahlığın üzerinden kalçalarımı okşuyordu. Bir ara yüzümü çevirdim ve sabırsızlıkla “Haydi sevgilim, ne bekliyoruz?” diye sordum. yalnızca “şşş” dedi. Biraz daha yürüdük, bir odaya girdik. Gözlerim bağlı olduğundan bir şey göremiyordum. Kapıyı kapattı ve bir kilit çevirme sesi duydum, işte gelmiştik artık! “Yatak odan mı burası?” diye sordum çapkınca. Yine sadece “şşş” dedi. Ellerini kısa bir süreliğine çekti, ben de gözlerimin önündeki kumaşa doğru sağ elimle hamle ettim. Ama daha kolumu kaldıramadan, arkama geçip bileklerimden kavradı. Sonra bir anda bir ses duydum: Cırrrrrt. Klik! Sağ bileğimde soğuk metali hissettim! “Ne oluyor sevgilim?” diye biraz da sesimi yükselterek sordum. Cevap vermek yerine önce sol eliyle sol bileğimi sertçe kavradı, sonra da sağ kolumu sırtıma doğu çevirdi ve yine aynı sesi duydum: Cırrrrrrt. Klik! “Ne yapıyorsun sen!?” diye sesimi daha da yükselttim. Kendimi kollarından kurtarmak için bir hamle yaptım ama bileklerim arkamda soğuk metali hissettiler bir kez daha: kelepçelenmiştim! Ellerini çekti üzerimden ve sert bir şekilde gözlerimdeki kumaşı çözdü bir hamlede. İçerisi kap karanlıktı. Biraz korktum, kafamı ona doğru çevirip sessizce “Çıkartır mısın şunları? İstemiyorum.” dedim. Yine kulağıma doğru “şşş” diye fısıldadı. Işığı yaktı. İçinde bulunduğumuz oda ürperticiydi. Tavandan aşağı tek ampullü bir lamba sarkıyordu ve odaya loş bir ışık tutabiliyordu ancak. Lambanın tam altında bir sorgu iskemlesi vardı. İskemlenin kolçaklarında ve sırtında deri kayışlar ve ön ayaklarında da kelepçeler ve zincirler vardı! Sağ tarafımızda Kürtaj masasına benzeyen bir masa vardı, siyah deriyle kaplıydı ve her köşesinden deri kayışlar sarkıyordu! Masanın biraz ilerisinde bir yatak vardı ve onun da dört köşesinde zincir, kayış veya kelepçe geçirmeye müsait kancalar bulunuyordu! Hemen solumuzda 2 metre boyunda kadar X şeklinde ahşap bir çerçeve  duruyordu ve onun da köşelerine ve ortalarına deri kayışlar çakılmıştı, yanındaki duvar boyunca da çeşitli alet edevat asılıydı: kelepçeler, deri kayışlar, kırbaçlar, şaplaklar, tasmalar, coplar, vibratörler ve ne olduğunu bilmediğim ve bilmek de istemeyeceğim bir dolu deri ve metal aksesuar vardı! Tam Karşımızda ise Boydan boya bir ayna vardı! Kulağıma tekrar fısıldadı “Zindana hoşgeldin Özlem”. Şaşkınlık ve dehşet içerisinde ne tepki vereceğimi bilemedim küçük bir an. Aynadan manzarayı seyrettim: Loş bir ışığın aydınlattığı ve türlü türlü işkence aletiyle dolu bir oda ve kapının önünde de rugan topuklularının üzerinde jartiyer takımı ve siyah saten geceliği içerisindeki dolgun vücuduyla elleri arkasından kelepçelenmiş çaresiz ben. İşte o tereddüt anı yüzünden bütün kontrolü kaybettim: Çığlık atmam, komşuları uyandırmam gerekiyordu, ama geç kalmıştım, sağ eliyle topladığı gür saçlarımı arkadan sertçe aşağı çekti ve ben tam bağıracakken sol eliyle kırmızı silikon bir topu ağzıma tıktı, sonra da topun kenarlarından sarkan deri kayışları ensemde sıkıca bağladı. Bağırmak istedim, avazım çıktığı kadar bağırmak istedim hem de, ancak çıka çıka boğuk bir inilti çıktı. Top çenemi oynatamayacağım kadar büyüktü ve azı dişlerime kadar girmişti ağzıma. Ensemdeki kayışları çözmeden ağzımdan çıkartmam imkansızdı. Ellerim kelepçeli olduğu için de kayışları çözmem söz konusu değildi. Daha on dakika önce evinden çıkarken aynada tüm asaletiyle dimdik duran aşk tanrıçası şimdi loş bir odanın aynasında kelepçelenmiş, ağzı tıkalı ve sere serpeydi. Bana tecavüz edecekti! Hatta belki canımı da çok yakacaktı.<br><br>Karşıma geçti, işaret parmağıyla çenemi hafifçe kaldırıp “Sen çok yaramaz bir kızsın Özlem” dedi gözlerimin içine bakarak, “Hiç uslu durmuyorsun, bu nedenle seni terbiye etmem gerek”. Ona bir tekme savurmaya çalıştım, ama kollarım arkamda kenetli olduğundan hareket kabiliyetim sınırlıydı, bacağımı çok kaldıramadım ve ayakkabım yüksek topuklu olduğundan dengemi kaybettim. Beni belimden yakaladı. Çapkınca gülümseyip, “Demek sen de hemen başlamak istiyorsun” dedi, “Haydi gel öyleyse”. Kolumdan tutup işkence aletlerinin olduğu duvara getirdi. Duvara asılı tasmalardan birini aldı, “bu nasıl, beğendin mi?” diye sordu. Yine boğuk bir inilti çıktı tıkalı ağzımdan. “Seveceğini biliyordum” deyip ince bir kemere benzeyen tasmayı boynuma taktı, iyice sıktı. tasmanın önündeki halkaya parmağını geçirdi ve beni boynumdan çekerek kırbaçların ve şaplakların olduğu tarafa çekti. Parmaklarını yavaşça hepsinin üstünden geçirip bana döndü ve “Hangisini istersin?” diye sordu. Korkudan çırpınmaya başladım, topuklarımı yere vurdum, kelepçelerim bileğimi kesiyordu ve ayakkabılarım kaçmamı imkansızlaştırıyodu. Dehşetle bana gösterdiği şeylere baktım. Beni sabaha kadar kırbaçlayacaktı ve canı istediğinde de tecavüz edecekti! Duvardan ekmek tahtasına benzeyen siyah deri kaplı bir şaplak aldı, üzerine metal kalpçikler kakılmıştı! Yine gülümsedi ve “Bundan sonrası da sana sürpriz olsun artık” dedi. İlk başta anlamadım ama sonra duvardan deri bir göz bandı çekti ve kafama geçirdi çabucak. Kafamı iki yana savurdum ama nafile, karanlık inmişti tekrar gözlerime. Ellerim kenetli, ağzım tıkalı, gözlerim bağlı ve korku içindeydim. Daha çok çırpındım, bütün gücümle hem de. Ancak tasmamın halkasından geçirdiği işaret parmağıyla beni zorlanmadan idare edebiliyordu. Birkaç ürpertici metal şıngırtısı daha duyduktan sonra saçlarımda ellerini gezdirdiğini hissettim, “Saçların çok güzeller”. Sonra yine tasmamdan çekerek beni odanın ortalarında bir yere getirdi. Bir zincir şıngırtısı duydum, akabinde zincirin kelepçelerime sarıldığını hissettim, nihayetinde de yine bir “Klik!” sesi. Biraz çırpınınca tavandan sarkan bir zincire bağlı olduğumu farkettim. Daha sonra sol ayak bileğimi kavradı bir eliyle ve başka bir eliyle de bir kayış geçirdi, sımsıkı bağladı. Elleriyle nazikçe  bacaklarımı okşadı, sonra da sertçe iki yana ayırdı. Sağ ayak bileğime de aynı şekilde bir kayış bağladı ve iyice sıktı. Kayışların arasında çubuk gibi bir şey vardı sanırım, ayaklarımı hareket ettirebiliyordum ama bacaklarımı kapayamıyordum. Sonra bunun vileda sopası gibi bir şey olduğunu acı bir şekilde anladım. Ard arda gelen “Tak! Tak! Tak!” sesleriyle sopa açıldı ve bacaklarım da ardına değin açılmış oldu. Dengede durmakta zorlanıyordum ve sopa hiç esnemiyordu. Topuklarımı da yere vuramaz olmuştum. Elini geceliğimin eteğinden içeri daldırdı, külodumun üzerinden vajinamı okşadı bir süre. Sonra uzaklaşan adımlarını duydum. Hâlâ korkuyordum. Birden bir makara sesiyle birlikte ellerimin yukarı doğru zorlandığını hissettim; kilitlediği zincir yukarı kalkıyordu ve kilitle birlikte arkamda kelepçelenmiş olan bileklerim de zincirle birlikte yükseliyordu. Zincir yükseldikçe topukluların üzerinde dengemi kaybetmeye başladım, kollarım iyice arkamda yükselmişti, daha fazla kaldıramıyordum, ama makara dönmeye devam etti ve zincir daha da yükseldi ve beni eğilmeye zorladı. Bacaklarım ardına kadar açık olduğundan başka bir pozisyon da alamadım ve kalçalarım iyice dışarı çıktı. Zincir iyice yükseldi ve ben de iyice eğildim, kurdelalarımdan, göz bandımdan ve ağzımı tıkayan topun kayışlarından kurtulan saçlarım önüme döküldü. Kollarım arkadan yukarıya kalkmış iki büklüm eğilmiş hâlde duruyordum. Beni Filistin askısına asmıştı! Arkadan yaklaştı, sabahlığımı ve geceliğimin eteğini sıyırdı. Elindeki şaplakla yavaşça kalçalarımı okşadı. Deri şaplağın üzerine kakılmış metalden kalpçiklerin soğukluğunu hissedince sessizce ağlamaya başladım, gözlerimden iki damla yaş süzüldü.<br><br>Sonra birden durdu. Önüme geldi, şaplağı yere bıraktığını duydum. Yavaşça başımı okşadı, sonra gözümdeki bandı çıkardı önüme çömelip. Gömlek cebinden çıkarttığı kumaş bir mendille gözlerimden akan yaşı sildi nazikçe. Sonra ensemdeki kayışları çözüp, ağzımdaki topu çıkarttı. Gözlerimin içine baktı, şefkatle yanağımı okşadı. Şaşkınlıktan içinde bulunduğum durumu unutuvermiştim. “Ağlama küçük kız” dedi, “Makyajının bozulmasını istemem”. Ben tam bağıracaktım ki eliyle boynumdan sarkan topa hamle yaptığını görünce dudaklarımı kapadım, dişlerimi sıktım. “Haydi, aç ağzını” dedi. Başımı iki yana salladım, biliyordum ağzıma o şeyi takarsa içine gireceğim durumu. Sonra yavaşça sağ eliyle geceliğimin üstünden sol göğsümü okşadı ve dantel kısmı hafifçe sıyırıp işaret ve baş parmaklarıyla meme ucumu tuttu. Gözümün içine bakıyordu. Sertçe sıkıp çevirmeye başladığı anda “Yapma!” diye bağırmak için ağzımı aralamamla kırmızı silikon topun ağzıma kapanması bir oldu. Tekrar kayışları ensemde bağladı, hatta bu sefer bir delik daha sıkıydı. Şaplağı yerden aldı, eliyle tekrar başımı okşadı ve kulağıma şöyle fısıldadı: “Eğer canın çok yanarsa topu ısır”. Deri bant tekrar gözlerime inmeden önce son kez aynadaki manzaraya baktım çaresizce. Ellerim arkadan kelepçelenmiş ve tavandan asılı bir zincirle Filistin askısı pozisyonunda bağlanmış, geceliğimin eteği ve sabahlığım, bükülmüş belime kadar sıyrılmış, yüksek topukluların üzerinde denge kurmaya çabalayan ayak bileklerim uzunca siyah bir çubuğun uçlarındaki kayışlarla sıkıca bağlanmış ve bacaklarım ardına kadar açılmış, göğüslerim de neredeyse baş aşağı durduğumdan siyah satenin dışına doğru taşmışlardı.<br><br>“Ve işte başlıyoruz.” dedi sakince, ardından sağ lobuma çok şiddetli bir darbe indi. Şak!. Daha ilk darbeyle hüngür hüngür ağlamam bir oldu. Darbeler kalçalarıma indikçe, sert deri ve metal kalpçikler tenimi dağladıkça, gözlerimden yaşlar boşalıyordu. Bana bir gün gibi gelen birkaç dakikanın sonunda darbeler hızlandı ve daha da sertleşti. Şaplak kalçalarıma her indiğinde boğuk boğuk inliyordum ve gözlerimden akan yaşlar yanaklarımdan inip, dudaklarımın çevresinde salyalarıma karışıyordu. Doğrulmaya çalışsam zincir izin vermiyordu, bacaklarımı toplamak istesem ayak bileklerime bağlı çubuk milim esnemiyordu ve ben bağırmaya çalıştıkça ağzımdaki top azı dişlerimi daha çok zorluyordu. Sonra birden omuzlarımdan sabahlığımı sıyırdı, sağ eliyle sağ göğsümü geceliğin üzerinden avuçlayıp, sol eliyle şaplağı vurmaya devam etti. Yorulmak şöyle dursun, zaman geçtikçe daha çok coşuyor, kalçalarımı var gücüyle dövüyordu. Çaresizce çırpınmaya devam ettim. Bir ara elleriyle külodumu sıyırdı. Çıplak popomu şaplakla dövmeye devam etti. Ben zırıl zırıl ağlıyordum. Bu yaşıma kadar annemden babamdan dayak yememiş olan ben, şimdi kendimden 10 yaş küçük bir erkeğin aşk tuzağına düşmüş, onun karanlık arzularına boyun eğmiş, çaresizce şaplaklanıyor ve ağlıyordum. Birden şaplağı yere attı ve beni belimden kavrayarak içime girdi. Filistin askısı beni öyle bir pozisyonda tutuyordu ki kasıkları, kasıklarıma değmişti. Onu içimde hissettim. Geçen seferki gibi değildi, bu kez çok daha sertti. birkaç dakika boyunca benimle bu pozisyonda sevişti. Ağzım tıkalı bir biçimde inlemeye başlamıştım. İniltilerim iyice yükselmişti ki içime boşaldı.<br><br>İçimden çıkıp külodumu tekrar kalçalarıma çekti. Sonra ellerini tekrar sol ayak bileğimde hissettim; kayışları çözdü, açılır kapanır çubuğu çıkardı, bacaklarımı toplayabildim bu sayede. Bir süre öyle bekledim askıda. Yine bir “Klik!” sesi duydum ve kelepçeli ellerim zincirden kurtuldular. Omuzlarım ve sırtım ağrıyordu. Karşıma geçtiğini duydum, parmaklarını tasmamın halkasından geçirip sertçe beni kendisine doğru çekti. Ağzımdaki topun izin verdiği ölçüde inleyerek itiraz ettim. yanaklarımdaki gözyaşlarını sildi yine mendiliyle. Birden durup alt dudağımı emmeye başladı. Çırpınarak kafamı salladım. Bunun üzerine “Sen iflah olmaz bir kızsın, ama merak etme, ben sabırlıyımdır” dedi. Çırpınmaya devam ettim. O ise eliyle beni tasmamdan çekiştirerek kapıya doğru götürdü, sonra yavaşça sola doğru itti. Deri kaplı masaya gelmiştik! Deli gibi çırpınmaya başladım, kalçalarımı masaya dayanıp tekmeler savurmaya başladım. Hiçbir şey göremiyordum, rastgele tekme atmaya çalışıyordum. Sonra birden arkamdan çıkıp koltuk altlarımdan iki eliyle göğüslerimi tuttu ve beni çekerek masaya çıkarttı, tasmamdan çekiştirerek, kalçalarımın bir kısmı dışarıda kalacak şekilde sırtımı masaya yasladı. Masanın kenarlarından sarkan kemerin kayışlarını belimden sıkıca bağlayarak vücudumu masaya sabitledi. Tekmeler savurmaya devam ettim. O sırada bacaklarımı sıkıca tuttu, iki yana ayırdı ve arasına kendi bedenini soktu. Usulca bacaklarımı okşadı. Parmaklarını kasıklarıma kadar yürüttlü ve külodumun içine soktu. Vajinamı okşayınca ürperdim. Sonra bacaklarımı okşamaya devam ederek jartiyerimin kopçalarını çözdü. İki eliyle yavaşça külodumu sıyırıp çıkardı.  Yüzüme doğru eğilip “Korkma, sadece sevişeceğiz” diye fısıldadıktan sonra bacaklarımı havaya kaldırdı ve iki yana ayırdı. Odaya ilk girdiğimde masanın ön tarafında gördüğüm, köşelerdeki yüksek siyah çubukların ucundaki kayışlara ayak bileklerimi bağladı. Ellerim arkamda kelepçelenmiş hâlde sırtüstü masaya kemerle bağlanmıştım ve ayak bileklerim onun omuz seviyesinde olacak şekilde iki yana açılmış ve çelik çubuklara kayışlarla bağlanmıştı; tekrar hareketsiz kalmıştım ve kasıklarım tamamen çıplaktı. Odanın içerisinde biraz gezindikten sonra döndü. Havada sabit duran bacaklarımı okşadı yine. “Haydi sevişelim!” dedi coşkuyla. İçime girmesini bekliyordum çaresizce. ŞAK! Avazım çıktığınca bağırmak için ağzımı açtım ama silikon top yine izin vermedi; kırbaç tam vajinamın üstünde şaklamıştı! İkinci ve çok daha sert bir darbe sol meme ucuma indi! Tekrar çırpınmaya başladım ama hareket kabiliyetim yok gibiydi. Ben de çaresizce tekrar ağlamaya başladım. İlk birkaç darbeden sonra hızlandı ve beni seri ve sert bir şekilde kırbaçlamaya başladı. Darbeler çıplak vajinama, basenlerime veya göğüslerime iniyordu. Hüngür hüngür ağlamaya başlamıştım tekrar. Elleriyle önce bacaklarımı tuttu, sonra aniden içime girdi. Yine çok sertti. Elleriyle hunharca göğüslerimi okşuyor, içimde gidip geliyordu. Sonra birden sağ meme ucuma dudaklarını yasladı ve iştahla emmeye başladı. Haz duymaya başlamıştım, ve kesinlikle işkenceden daha iyi bir histi bu. Ancak bu da çok sürmedi ve meme ucumda onun dişlerini hissettim! Emildikçe iyice fındık gibi olan memeciğimi şimdi azı dişlerinin arasına almış yavaşça çiğniyordu. Kendimi kurtarmak için yine çırpındım ancak bunun sonucunda dişleri daha da kenetlendi. Canım o kadar çok yanıyordu ki. Ve birden bir titreme geldi, klitorisim uyarılmıştı. bir patlama oldu ve ter içinde kaldım. O da benimle birlikte boşalmıştı.<br><br>Tekrar ayak bileklerimi ve belimdeki kemeri çözdü. Gövdemin altında ezilen kollarım uyuşmuştu. Doğruldum. Gözlerimdeki bandı çıkardı. Nefretle ona bakıyordum. Ancak ellerim hâlâ kelepçeli ve ağzım da tıkalıydı. Gecenin bitmesi için dua etmekten başka bir şey gelmezdi elimden. “İstersen burada bitirebiliriz bugünkü dersimizi” dedi. Bir yandan öfke doluydum ancak diğer yandan da içimi bir umut kaplamıştı. “Yoruldun” dedi yanağımı okşayarak, “Şimdi tıkacı çıkaracağım ve sen de uslu bir kız olup sessiz olacaksın, anlaştık mı?”. Hemen başımı öne salladım. beni koltuk altlarımdan kavrayıp masadan kaldırdı. Sonra elleriyle ensemdeki kayışları çözüp ağzımdaki silikon topu çıkarttı. Çenem ağrıyordu. “Başını eğ” dedi sakince. Dediğini yaptım uysal bir şekilde. “Şimdi dizlerinin üzerine çök” diye buyurdu kararlı bir ses tonuyla. “Hani bitmişti? Çözmeyecek misin elle-” diye soruyordum ki “Şşş” diye işaret parmağını dudaklarıma götürdü, “Ben sana konuşma izni vermeden konuşmayacaksın ve başını asla kaldırmayacaksın” dedi “Şimdi başını eğ ve diz çök”. İtaat ettim. Korkmuştum. Saçlarımı okşadı yine. Sonra donunu indirdi ve kasıklarını kıpkırmızı dudaklarıma yasladı, “Em!”. Dediği gibi dudaklarımla emmeye başladım ve dilimle de alttan gidip gelmeye başladım yavaştan. “Şimdi gözlerimin içine bak” dedi, göz göze geldik. Önünde diz çökmüş ona oral seks yapıyordum ve ağzımda git gide sertleşiyordu. Başımı okşamaya devam etti. “Haydi Özlem” dedi “Sen uslu bir kızsın, daha iyi hizmet edebilirsin”. Biraz daha hızlandım ama ne yapacağımı da bilmiyordum. Sonra birden ağzımdan çekildi “Yazık, çok yazık” dedi, “Beceremiyorsun”. Eğildi tasmamdan tutup beni ayağa kaldırdı. Sabahlığımı kollarımdan sıyırıp çıkardı, kelepçelerime kadar indirdi. Sonra geceliğimin kopçasını açtı, ve askılarını omuzlarımdan aşağı sıyırdı, göğüslerimi açtı. Geceliğimin aşağı inen eteğini tekrar jartiyer seviyesine kaldırıp, arkadan ellerime tutuşturdu, “Bu etek bundan aşağıya inmeyecek, anlaşıldı mı?”. Eteği tuttum ve dediği gibi yukarı çekiştirdim. Sonra işkence aletlerinin olduğu duvara gitti yine, eline uzunca deri şeritlerden yapılmış, ahşap saplı bir kırbaç aldı! Korkuyla gözlerinin içine baktım. “Başını eğ Özlem, bir daha söylemeyeceğim” dedi. Yalnızca “Lütfen…” diyebildim. Kırbaç çıplak göğüslerimde şakladı! Bağırmak için ağzımı açtığım anda da kırmızı top tekrar ağzıma tıkandı. Kayışları bağladı ve karşıma geçti. kırbaç tekrar şakladı göğüslerimde, şeritlerden biri tam sol meme ucuma denk gelmiş ve dağlamıştı! İnim inim odanın içerisinde çırpınarak kaçışmaya başladım. Ayaklarımda yüksek topuklular ellerim arkamda kelepçeli odada bir o yana bir bu yana kaçışırken o da beni hunharca kırbaçlamaya devam ediyordu, “Sana o eteği yukarıda tutmanı söylemiştim!”. Kırbaç darbeleri göğüslerime inmeye devam etti. Arkamı döndüm göğüslerimi kaçırmak için. Saçlarımdan tuttu ve beni X şeklindeki ahşap çerçeveye doğru savurdu. Duvara çarpıp topukluların üzerinde güçlükle dengede durdum. koltuk altlarımdan tutup beni çerçeveye yasladı. bacaklarımı açtı, eteğimi kalçalarıma kadar sıyırdı, ayak bileklerimi çerçevenin aşağı köşelerindeki kayışlara bağladı. Sonra ortadaki kemerle beni çerçeveye sabitledi. Kaçmaya çalışırken aşağı inen çoraplarımı yukarı çekti ve jartiyerimin kordonlarını kopçaladı. yanaklarımı, saçımı okşadı. Kapının önündeki raftan aldığı küçük bir anahtarla kelepçelerimi çözdü, sonra kollarımı iki yana açıp çerçevenin üst köşelerindeki kayışlara bağladı. Sonra sakince kırbacı aldı tekrar eline ve karşıma geçti. Aynada kendime baktım: göğüslerim ve kasıklarım çıplak, kollarım ve bacaklarım ardına kadar açılmış duvara bağlıydım, ağzım tıkalıydı ve aralıksız ağlamaktan rimellerim yüzümün her yanına akmıştı. Saçımdaki kurdelalar çırpınmaktan çözülmüş, simsiyah uzun dalgalı saçlarım iyice açılmışlardı.<br><br>Kırbaç darbeleri indi tekrar. Göğüslerimi ve vajinamı dövdü. Ardından içime girdi ve benimle sevişti. Sonra tekrar işkence aletlerinin asılı olduğu duvara gitti. Pembe renkli bir vibratörle geri döndü. Saatlerdir işkence altında tecavüz ediyordu bana ve belki de artık yorulmuştu. Vibratörü vajinamdan içeri yerleştirip çalıştırdı. Sert plastiği hissettim içimde. Üst kısmı klitorisimi uyarmaya başladı alet çalışır çalışmaz. İnlemeye başlayınca ben vibratörün hızını arttırdı ve baş parmaklarıyla meme uçlarımı ovalamaya başladı. Sırılsıklam oldum ve boşaldım. Bunu gördüğü hâlde vibratörü çıkartmadı ama, aksine hızını arttırdı ve daha da içeri soktu! tekrar titremeye başladım. Nabzım iyice yükselmişti ve ter içinde kalmıştım. Kendimden geçtim.<br><br>Uyandığımda hâlâ odadaydık. Beni yatağa yatırmış, ellerimi ve ayaklarımı yatağın köşelerine kelepçelemişti. Çırılçıplaktım. Ağzımı bir bezle tıkamıştı. Yanı başımda oturmuş elindeki tabletten bir şey izliyordu. Uyandığımı fark edince döndü, bana ekranı gösterdi: Gece boyunca bana yaptıklarını kameraya almıştı! Sessizce ağlamaya başladım yeniden. Yüzüme doğru eğildi ve nazikçe yanağımdan öpüp fısıldadı “Artık bana aitsin”. Gülümsedi ve orta parmağını vajinamdan içeri daldırdı. Sonra meme uçlarımlarımla oynamaya başladı. Diğer eliyle pembe vibratörü içime soktu. Başımı iki yana salladım. O ise yalnızca “Şşş. Uslu bir kız ol Özlem” dedi ve yanaklarımı okşadı. Vibratörü çalıştırdı.]]></content:encoded>
						                            <category domain="https://www.bdsmturk.com/camia/hikayeler/">Hikayeler</category>                        <dc:creator>master_engineer</dc:creator>
                        <guid isPermaLink="true">https://www.bdsmturk.com/camia/hikayeler/seks-kolesinin-gunlugu-2-tuzak/</guid>
                    </item>
				                    <item>
                        <title>Seks Kölesinin Günlüğü - 1</title>
                        <link>https://www.bdsmturk.com/camia/hikayeler/seks-kolesinin-gunlugu-1/</link>
                        <pubDate>Mon, 07 May 2018 21:00:45 +0000</pubDate>
                        <description><![CDATA[Sevgili günlük,Sana o kadar muhtacım ki anlatamam. Çığlığımı senden başka kimse duyamaz. İnsanlara anlatmak isterdim başımdan geçenleri, ancak onların ahlakı sağır, duyguları kördür benim du...]]></description>
                        <content:encoded><![CDATA[Sevgili günlük,<br><br>Sana o kadar muhtacım ki anlatamam. Çığlığımı senden başka kimse duyamaz. İnsanlara anlatmak isterdim başımdan geçenleri, ancak onların ahlakı sağır, duyguları kördür benim durumuma düşmüş kimseler için. Onlar yalnızca yargılamayı bilirler. Onlar için yalnızca günahkarsındır.<br><br>Sana ondan bahsetmek istiyorum. Nasıl kurnaz, hırslı ve şeytan olduğundan. İstanbul’da ailemle yeni bir eve taşınmıştık, daha o zamanlar üniversiteye gidiyordum. Karşı komşularımızın da benimle yaşıt bir kızı bir de benden 10 yaş kadar küçük bir oğlu vardı, sarışın mavi gözlü. Çok akıllı bir çocuktu, sürekli bir şeyler okurken görürdüm onu ve bize misafirliğe geldiklerinde de öğrendiği ilginç şeyleri anlatırdı. Sevimli bulurdum onu, yanağını okşardım karşılaştığımızda, o da bana saçlarımın çok güzel olduğunu söylerdi. hatta ben onun saçlarını karıştırdığım zaman, o da benim saçlarımla oynardı.<br><br>Ancak sonra yıllar geçti. Önce ben ayrı eve taşındım, sonra annemle babam ayrıldı, zaman geçti, bir süre şehir dışında yaşadım ve yıllar sonra ben o eve döndüm. Karşı komşularımız çoktan emekli olup, güneyde bir yerlere taşınmış, kızları evlenip başka bir yere yerleşmişti. Oğulları ise bu anlattıklarımdan çok önce üniversite için yurt dışına gitmiş olduğu için karşı daire, ben döndüğümde boştu.<br><br>Sonra bir gün o taşındı. O da benim gibi tek başına ailesinin evine dönmüştü. Tekrar komşuyduk; bazı sabahlar işe giderken, veya akşamüstü eve döndüğümüzde karşılaşıyor, selam veriyorduk birbirimize. Yirmilerinin ortasındaydı ve hep sıcaktı bana karşı. Keşke onun yaşında olsaydım diye düşünürdüm ben de.<br><br>Yine bir gün eve döndüğümde kapının önünde anahtarlarımı ararken, o çıktı karşı daireden, bakkala gidiyordu. Bense kapıda kalmıştım! Çilingiri aradığımı görünce, beni içeri davet etti, çilingir gelene kadar dışarıda kalmayayım diye buyur etti. Bu davet beni de mutlu etmişti, en azından beni tombik bulmuyor diye düşünmüştüm, biraz iri bir kadınım çünkü. Kendine akşam yemeği hazırlamıştı, bana da ikram etti, ilk başta biraz mırın kırın ettiysem de baktım ki çilingirin daha geleceği yok, kabul ettim. Gerçekten de çok güzel bir sofra kurmuştu. 1 saat sonra çilingir geldi ve kapıyı açtı. Ben de onun evinden ayrılırken bir müsait vaktinde, benim de kendisini bir akşam yemeğinde misafir etmek istediğimi söyledim. O da kabul etti.<br><br>İçimi tuhaf bir heyecan almıştı. Aramızdaki yaş farkı çok fazlaydı, ama yine de birbirimize âşık olabileceğimize inanmak istemiştim. Bana geleceği cumartesi günü sabahtan kolları sıvadım, evi topladım, akşam için güzel bir şarap seçtim, sevebileceğini düşündüğüm birkaç çeşit yemek ve meze hazırladım. Her şey tamam olunca odama geçtim; artık sıra bendeydi! önce saçlarımı yıkadım ve tarakla biraz düzleştirdim. Sonra çok sevdiğim, şilebezi çiçekli bir elbisemi giydim. Boynumda adımın yazdığı ve hiç çıkartmadığım gümüş kolyemin üstüne bir de kırmızı taşlı kolye ekledim. Makyaj aynasına geçtim ve bordo rujumu sürdüm, gözlerime rimel çektim. Tam ayağa kalkmış aynada kendime bakıyordum ki kapı çaldı; o gelmişti. Gittim kapıyı açtım, içeri aldım. Biraz çekingen davrandı, çünkü gündelik kılığıyla gelmişti, bense ona özel hazırlanmıştım. Çok vakit geçmeden sofraya geçtik. Bir yandan hoş sohbet, bir yandan şarap, iyice birbirimize ısınmıştık. Yemek boyunca ötürü bana güzel iltifatlar ediyor, benim davetkar tavırlarım karşısında utangaç görünüyordu. Bir şekilde el ele tutuşmak istiyordum ama hiç fırsatını bulamamıştım. Sonra birden o fırsatı bana elleriyle vermiş oldu! Üzerine yanlışlıkla bir şeyler döktü ve peçete aramaya başladı. Ben de sofraya çıkarttığım keten mendillerden birini açtım, gözlerinin içine baktım, belli belirsiz bir dudak hareketiyle gülümsedim ve üzerini silmeye başladım. Utandı, bir şey diyecek oldu, tam ağzını açacaktı ki, başımı hafifçe kaldırıp tekrar gözlerinin içine bakarak “Çok yaramaz bir çocuksun” diye fısıldadım. İkimiz de sarhoştuk. Doğruldum, işaret parmağımla çenesini kaldırdım gözlerimi gözlerinden ayrımadan. Heyecanlandığını hissetmiştim, ama ipleri bırakmak istemedim, bu sefer işaret parmağımı dudaklarıma götürüp “şşş” yaptım ve elinden tutup onu ayağa kaldırdım. Niyetimi çok önceden anlamıştı aslında ama cesaret bulamamıştı, şimdi bu son hamlemle o da harekete hazırdı. Odama götürecektim onu, ama o kadar yürüyemedi, sol eliyle beni belimden kavradı ve beni salona sürükledi. sağ eliyle sol göğsümü okşamaya başladı. Dudaklarımız yapışmıştı. Teni ateş gibiydi. Tırnaklarımı geçirdim, onun sol omzunu, boynunu ısırdım. Çok arzulamıştım onu. O da vakit kaybetmedi; çabucak elbisemin eteğini sıyırdı ve kıvrak bir serçe parmak hareketiyle külodumu indirdi. İçime gireceğini düşünmüştüm, ama o birden eğildi ve vajinama ıslak bir öpücük kondurdu. Bunun etkisi tam beni vurmuştu ki seri ve kıvrak dil darbeleri gelmeye başladı. Klitorisimi bulmuştu ve kontrol artık bende değildi. Beni iyice gevşetti, kendisi ise hâlâ heyecanlıydı ve bunu ani hareketleriyle belli ediyordu. sonra seri bir hareketle elbisemi karnıma kadar kaldırdı, ve bacaklarımı elleriyle iki yana açtı, içime girdi. Seviştik.]]></content:encoded>
						                            <category domain="https://www.bdsmturk.com/camia/hikayeler/">Hikayeler</category>                        <dc:creator>master_engineer</dc:creator>
                        <guid isPermaLink="true">https://www.bdsmturk.com/camia/hikayeler/seks-kolesinin-gunlugu-1/</guid>
                    </item>
				                    <item>
                        <title>Bir kölenin ruhundan süzülen damlalar...</title>
                        <link>https://www.bdsmturk.com/camia/hikayeler/bir-kolenin-ruhundan-suzulen-damlalar/</link>
                        <pubDate>Sat, 19 Nov 2016 18:12:36 +0000</pubDate>
                        <description><![CDATA[Bir kölenin ruhundan süzülen damlalar...Bir köle düşünün, ömrünün neredeyse yarısını BDSM’e adamış. Gerek psikolojik gerekse fiziksel manada kendini yetiştirmeye çalışmış. BDSM’i yaşam felse...]]></description>
                        <content:encoded><![CDATA[<B>Bir kölenin ruhundan süzülen damlalar...</B><br><br>Bir köle düşünün, ömrünün neredeyse yarısını BDSM’e adamış. Gerek psikolojik gerekse fiziksel manada kendini yetiştirmeye çalışmış. BDSM’i yaşam felsefesi haline getirmiş. Ancak içinde kopan fırtınaları bir tek gün bile hayata geçirememiş. Sabredip kendisini dominant bir ruha adamaya ve o ruha haiz olan varlıkla karşılaşıncaya dek ruhundan süzülen damlalarla yetinmeye çalışmış. Böyle bir kölenin 24 saatini anlatmaya çalışacağım siz değerli Faneti üyelerine.<br><br>Sabah uyanış... !<br><br><B>BÖLÜM I</B><br><br><br>Saat 05.58; Tan yeli...<br>Bir köle tıpkı bir asker gibi her an dakik, her an çevik, disiplinli, hükümdarı dışında kimseden korkusu olmayan, planlı, itaatkar ve sağdık olmalıdır... 05.50 ya da 06.00 değil! Çoğunlukla saatler 05:50, 06:00 gibi sürelere ayarlanır. Ancak köle, sabah 05.58 de sahibesi gözlerini açmadan uyanmak zorundadır.Köle gözlerini açtığı anda 24 saat boyunca düşündüğü ve bilinç altını etkilediğinden dolayı ilk aklına gelen bu zamana kadar aidiyetini sunamadığı için uğrunda dirhem dirhem yandığı sahibesini düşünür. Yeni bir güne sırf bu yüzden gücenmiş başlar!<br>Şöyle bir gerilirmek ister. Asla! gerilmek büyüklük göstergesidir ve kölemiz kendisini yetiştirmeye çalıştığı için hiçbir büyüklük ibaresi göstermemek gerektiğini bilir ve usulca yatağından gerilmeden doğrulur. Derin bir nefes alır! Sanki yerdeki halı kendisi yataktan doğrulan sahibesi ve ayakları halıya bastığı için de güne dair ilk sağlıklı nefesini almış olur. Çünkü gece yatarken sahibesi memnun kalmış ve sabah ayakları halıya yani kölenin bedenine değdiğinde derin bir nefes alabileceğini söylemiştir.<br>Daha sonra lavaboya gider. Hacetini giderdikten sonra da tıpkı önceki günlerdeki gibi hafzalındaki sahibesiyle onun huzurunda devam eder... “Keşke sahibemin tuttuğu tuvalet kağıdının askısı olsaydım!” Bir önceki gün iyi bir tuvalet kağıdı olamadığım için sahibem beni cezalandırdı diye içinden geçirir. Daha sonra zaten bir kölenin üzerindeki tek parça kıyafeti olan çamaşırını üzerinden çıkarır. Sahibesinin çamaşırıymış gibi derin bir nefes alır ve o kokuyu içine çektikten sonra yıkanmak üzere bir kenara ayırır. Sahibesi tuvalet kağıdı olamayı beceremediği için cezalandırmış olsa da kokusundan mahrum bırakmaz kölesini. Daha sonra duşa girer. Yarım daire seklinde bir duş kabini. Su boruları, özellikle duvarın dışından döşenmiş bir halde ve yine köle “Keşke su an sahibem beni bir yandan kaynar suyun aktığı, öbür yandan buz gibi suyun geldiği demirlere yaslasaydı. Bir yanım kaynar suyun etkisi ile yanarken; diğer yanım da soğuk suyun etkisi ile donsaydı! Şu su başlığını da ellerimle tutuyor olsaydım da sahibem istediği sıcaklıkta uzun saclarıyla yıkansaydı. Köpüren şampuan gözlerimi yaksaydı sahibem durulanırken ela çalan yeşil-yeşile çalan ela gözlerinden gözlerimin en derinine bakıp gülümseyip cinsel organıma bir diz vursaydı..." Bu hayallerin ardından duştan çıkan köle havlusunu alır. Tabi yine aynı hissiyatlarla... “Keşke sahibem duştan çıktığında ya ben ya da başka bir köle dizlerinin üzerine çökmüş, başı aşşağıda, elleri yukarıya doğru kalkmış ve havluyu alması için sahibesini bekliyor olsaydı” Daha sonrasında aynanın karşısına geçer bir yandan saçlarını kurularken öte yandan yine hayale dalar kölemiz. “Keşke şu aynayı tutan bir başka köle olsaydı, saç kurutma makinasını tutanda bir başka köle olsaydı hatta sahibemin koyu kestane saçlarını tarayan bir başka köle daha olsaydı!" Köle daha sonra kıyafetlerini giymek üzere gardropa yöneldiğinde ve kıyafetlerini askılardan çıkardığında; derin bir iç çeker... “Keşke şu gardropta bütün gece sahibemin kıyafetlerini taşıyan askılar yerine köleler olsaydı! Her bir eteği her bir gömleği bluzu ve bustuyeri için. Hatta çamaşırlarını, çoraplarını takılarını belirli bir düzende çekmece gibi duran köleler. Hatta keşke sahibem sadece ayakta dursaydı ve yine hizmetkarları onu giydirselerdi..." Bunları düşünürken köle gündelik kıyafetlerini giyer. Acaba sahibesini nasıl bir kıyafette hayal ederdi dersiniz? Bir sahibe her dem şık giyinir. Salaş giyindiğinde bile şımşıktır. İşte tam da bunları hayal ederken saatin çalmasıyla irkilir kölemiz. Çünkü kölemiz için alarm gündelik işlerini yapabilmesi ve düş dünyasından ayrılabilmesi için bir uyarıdır. Bir gün boyunca birçok defa bu alarmları kurmuştur ve bu alarmlara kadar düşlerine devam eder.<br><br>Saat 07:00; Kahvaltı ve evden çıkış..<br><br>Elbette 06:58 de olabilirdi bu alarmın uyarısı ancak hem o iki dakikada gardırobu hayal eden köle daha fazla hayal etme zamanı buldu hem de tam saatte gündelik işlerine ayıracağı vaktin uyarısıydı. Zaten kölenin köleliğiyle ilgili bir zamana ihtiyacı yoktur ancak gerçeğin tokat gibi yüzüne vurmasıdır alarmın çalması.<br>Köle fazla yemez... Çünkü hem sağlıklı olmak zorundadır hem de fazla yemek  aynı zamanda bir büyüklük göstergesidir. Saat 07:30 da metroya yetişecek olan kölenin fazla zamanı yoktur. Bir hükümdarın, sahibenin özellikle sofrada bekletilmesi olacak iş değildir ve kölemiz bir önceki gün sahibesinin metroyu kaçırmasına neden olduğu için bugün sahibesinin ayaklarıyla ezdiği ya da çiğneyerek önüne attığı gibi yemek yiyemeyecektir. Halbuki daha önceki günlerde sahibesinin ayağından süzülen sütler mi içmedi portakal sularımı sıkmadı, peynir, yumurta tatlarının karışımını sahibesi çiğneyerek ağzına mı tükürmedi ya da yemek tabağına mı koymadı... Yine de karnını doyururken sahibesi bugün ayakları altında bir kaç lokma ekmeği kendisine atar ve dört ayak üzerinde kölemiz bu lokmaları ağzıyla yakalamayı hayal eder.<br><br>Metroya yetişmek için evden ayrılan köle beş dakika kadar sokakta yürümeye başlar. İnsanlar bir kaos halinde koşuşturma içindedir. Yolda giyinenler spor yapmak uzere dışarı çıkanlar, hayvanlarını gezdirenler. Tam da bu sırada köle aklınada bir ütopya kurmaya baslar. Hayvanlarını gezdiren insanların her birinin yanlarında tasmalarıyla dolaşan insan köpekleri hayal eder. Öyle ki sadece köpekler çırıl çıplak. Hatta kuyruk yerine ucu kuyruklu anal pluglar arkalarında ve boyunlarında tasma. Ancak tasma birkaç çeşit. Kimi köpeklerin boyunlarında tasmalar, kimi köpeklerin göğüs uçlarından mandallanmış zincirler halinde kimi köpeklerinse penisinde takılı ve uçları tabiki sahiplerinin sahibelerinin elinde. Bazen tanıdık sahip yada sahibeler bir araya gelince tıpkı gerçek köpekler gibi köle köpeklerde de anlık hırlaşmalar, koklaşmalar ve oynaşmalar yaşayabilirler bu ütopyada. Sahipleri bu tur hareketlere makul ölçülerde izin veriyor elbet...<br>Köle bu ütopyayı hayal ederken birden sabah sporundan evine dönen bir bayanı fark eder. Vücudu saran sıkı pastel tonlarında bir tayt, üzerinde açık renk bir tshirt, onun üzerinde de koyu pembe dar bir sweatshirt ve altında koyu tonlarda ancak koyu pembe çizgileri olan bir spor ayakkabı. Tabi spor malum terlemiş ve eve girerken ayaklarını paspasa sürtüyor. Bu sırada kölemiz insan köpekler üzerine kurduğu hayalden bir an sapar ve tüm kapıların önündeki paspasların kölelerden olduğunu hayal eder. Islak, çamurlu ayaklarıyla sahibelerin,  sahiplerin eve girmeden önce kölenin yüzüne doğru ayaklarını uzatır ve köle diliyle efendisinin tabanlarını temizler. Daha sonrasında da efendisi kölenin vücuduna basar ayaklarını tekrar siler yani kurulayarak evine girer.<br><br>Saat 07:29; Metroya biniş...<br> <br>Gerçek dünya ve hayallerini düşleyerek zar zor metro istasyonuna yetişen köle son anda metroya biner... Derin bir oh çeker zira bu defa da metroyu kaçırsaydı sahibesi onu kahvaltı cezasından daha büyük bir cezaya çarptırabilirdi. Bir köle cezadan korkmaz sadece sahibesine, efendisine layık olamamaktan mahcup olmaktan korkar. Çünkü bilir ki köle bedenen veya psikolojik olarak acı çektiğinde sahibesi de ona ceza olarak çektirdiği acıdan mutlu değildir. Ancak her hata da hatayla doğru orantılı bir cezaya çarptırılmalı ki köle de kendini bulabilsin.<br> <br>Metroda kendine bir yer bulan kölemiz okumanın ve kendini yetiştirmenin ne denli önemli olduğunun bilincindedir ve Sokrates'in Mağara Alegorisi kitabını okumaya başlar. Tam kendini kitaba kaptırmıştır ki sonraki istasyon uyarısı ile irkilir. Sesin sahibi bir bayandır. Hiç yüzünü görmediği kimliğiyle ilgili hiçbir bilgiye sahip olmadığı ancak kısa net bilgilerle kendisine dominant gelen bir bayan. Köle bu sesin sahibinin nasıl bir hanım olduğunu düşünürken metro içindeki hanımlardan acaba hangilerinin bu sese yakın bir sese sahip olduğunu düşünmeye başlar. Bu sırada sağ baş parmağıyla işaret parmağı arasında bir piercing olan turkuaz mavisi tırnaklarla yüzüne düşen saçları kulağının arkasına doğru naif bir hareketle şekillendiren ve gözüyle kulağı arasında yaklaşık bir santim genişliğinde iki ucu parlak taşlı piercingi olan bir hanım dikkatini çeker. Profilden bakıldığında kulağının birkaç yerinde sallanan ince zincir benzeri küpeleri olan, üzerinde bir deri mont içinde koyu renk boğazlı bir trikosu olan acık mavi dar kesim yırtık bir kot giymiş, ayaklarında bağcıkları düzensiz olarak bağlanmış bir asker postalı ile muhtemelen üniversite öğrencisi olan bir hanımdır. Ayak ayak üzerine atmış bir yandan sağ ayağını sallarken bir yandan da okuduğu kitabın sayfalarında parmakları ahenkli bir biçimde gezinmektedir. Ara ara sağ bacağını kaşır kimi zaman sacını düzeltir kimi zamanda sayfa çevirir. Parmakları birbiri ile doğru orantılıdır ve son derece simetriktir. Ayrıca tırnakları da aynı simetriyle düzeltilmiş kafi uzunluktadır. Kafi uzunluktan kasıt kölesine isterse tırnaklarını kolaylıkla geçirip kölenin beyaz bedenine tırnak izlerini bırakacak kadar uzun ancak kuvvet uyguladığında kırılmayacak kadar da kısa ve dayanıklı olması. Bir an kölemiz içinden geçirmeye başlar. “Keşke şu an sahibem bu hanım yerine oturuyor olsaydı ve ben de sahibem kitabını okurken onun el tırnaklarına bakım yapsaydım!" Bu sırada kölemiz yine hayal gücünün sarhoşluğuyla metronun içini bir kuaför salonuna benzetmeye başlar. Ayakta duran herkes köledir ve oturan herkes ise sahibe yada sahip. Metronun içi adeta uniseks bir kuaför salonu gibidir, ayaktaki her sınıfa mensup olan yolcularda kıyafetlerine göre çeşitli hizmetleri yapmaktadır. Örneğin kravatı olan bir yolcu sahibe yada sahiplerin kravatını kullanarak ayakkabılarını parlatır. Müzik dinleyen ve metronun ortasındaki demir boruyu tutan yolcular da dans ederek ya da boru üzerinde erotik danslar yaparak yolculuğun keyifli geçmesini sağlar. Ellerinde tablet ya da telefon olan yolcularda bu zevk cümbüşünü ölümsüzleştirmek için video ve fotoğraflar çeker. Oturan yolcular da yani sahibe ve sahipler de kimisi ayakkabılarını temizletir, kimisi bir sahibenin kokusundan sonraki belki de sabahın  en güzel kokusunu etrafa saçarak kahvelerini bir yandan içer bir yandan da kölelere ayak masajı yaptırır.. Tamda kendini kaptırmışken kurmuş olduğu alarmla irkilen kölemiz maalesef gerçek hayata dönme zamanının geldiğini anlar. Bu defa alarm bir saat değildir. Metro içindeki bu hayalin başlamasını sağlayan anonstur. Köle gönülsüzce hayaline mola verir ve ayağa kalkarak ineceği durak için kapıya yönelir.<br>Kapılar açılır! Bir yandan ayrılmak istemediği ve türlü ritüellerin döndüğü metroya binmeye çabalayan bir yandan da metrodan inen insanlarla birlikte köle iş yerine doğru yola koyulur. Ancak öyle bir kalabalıktır ki nereye başını çevirse sütun gibi bacaklar, sırım gibi vücutlar ve ayakkabı seslerinin adeta müzikli resitalini izler. Ancak vakit kaybetmemek zorundadır zira iş yerinde onu bekleyen yepyeni sürprizler vardır. Çalıştığı işi bile sırf bu hayallerinin yansımalarını geliştirebilmek için seçmiştir!<br><br>Saat 08:30 iş yerine varış…<br><br>Bir kölenin acaba mesleği ne olmalıdır? Kendine köle diyen biri yaşamın neredeyse her anında hatta aldığı nefeste bile BDSM veya fetiş ögeleri soluyan, hisseden, hicveden biri nasıl bir meslek seçmeli? İki üniversiteyi bitirmiş, iki ayrı dili neredeyse anadili kadar ehil kullanabilen, bilim, ekonomi, psikoloji, sosyoloji gibi ilimleri BDSM le paralel olarak, benzerlik ve farklılıklarıyla irdelemeye çalışan bir köle nasıl bir iş yapmalıdır? Çok uluslu büyük bir şirkette yönetim mi? Ya da çevresindekilerin parmakla gösterdiği saygın bir meslek dalında ehil olmak mı? Örnekler çoğaltılabilinir ancak kölemiz bunların hiçbirini seçmez.  Vaktiyle finans, teknoloji, ihracaat gibi alanlarda yöneticilik, yönetici yardımcılığı gibi görevler yapmış ancak özünü bulamamıştır. Çünkü bu işlerin hemen hepsinde onun için eksik olan hep bir şeyler vardır! Çoğu insana saçma gelse de köle kendini huzurlu hissettiği, hemen her kesimden insanla muhatap olabileceği, düş dünyasına daldığında belirli ölçülerde kendini kaybetse bile renk vermeyeceği ve BDSMe fetişizme en yatkın mesleklerden biri olan, alelade görünse de; eğitimi, kariyeri için çok hafif diye çoğu zaman etraftan kınansa da yaptığı araştırmalarda kendisine en uygun meslek olan ayakkabıcılığı seçer. Ayakkabıcılık deyip geçmeyin en az kıyafet tarihi kadar eskiye dayanır. Tabi o dönemlerde belki bir deri ya da tahtayla sandalet benzeri yapılmaktadır ancak 14.Yüzyılın sonralarından buyana artarak ilerleyen bir meslek haline geldiği rivayet edilir. Dolayısıyla ayak son derece özel ve önemli bir uzuvdur. Elbette ayakların zarar görmemesi bir ihtiyaçtır ancak kölemiz ayakkabı tarihine bakarken bile hep içinde yaşadığı BDSM felsefesiyle paralel özellikler arar. <br><br>Köle bu işe birkaç ay önce başlamıştır. Ancak kısa sürede bu işin detaylarını kavramıştır. Çalıştığı mağaza dünya çapında ayakkabı satışı yapan, hatta kendi markası altında her yıl yeni kreasyonlar çıkaran bir markadır. Mağaza büyük bir Avm içindedir. Avm saat 10 da açılmaktadır ancak çalışanlar en geç saat 9:00 da orada olmak zorundadır.  Köle de 08:30 da vardığı avm önünde hem işbaşı yapacak olan insanları gözlemlemek, hem de kimi zaman futursuzca aradığı Sahibesine denk gelir miyim diye ipuçlarını yakalamak adına erkenden gider. Çünkü köle bilir ki domina ruha sahip olan bir hanım henüz farkında olmasa da vücut diliyle, ses tonuyla, ince detaylara verdiği önemle köle için birtakım ipuçları bırakır. Bu bazen ses tonundan hissedilen bir “günaydın” bazen de bir kaşı hafif havaya kalkmış biçimde gözlerin derinliklerine kadar işleyen bakış, kimi zaman da sadece oturuş . Tıpkı metroda elinde kitapla bacak bacak üstüne otururken elinde ve yüzündeki prircingi ile saçlarını düzelten, postallı hanım gibi.  İşte tam hayale dalma anı gelmişken ve hayale dalamadan bu defa hareketlilikle alarm çalmaya başlar. Hatırlarsanız kölemizin gün içinde alarmları vardı onu gerçek yaşama bağlayan. Sabah kahvaltıya inmesini belirleyen alarm, metroya zamanında bineceğini ve metroda ineceği durağa geldiğinde uyarı veren ses, şimdide güvenliğin avmnin girişini açması ve çalışanları içeri alması. Halbuki köle kim bilir burada neler hayal edecekti!]]></content:encoded>
						                            <category domain="https://www.bdsmturk.com/camia/hikayeler/">Hikayeler</category>                        <dc:creator>bdsmmahkumu</dc:creator>
                        <guid isPermaLink="true">https://www.bdsmturk.com/camia/hikayeler/bir-kolenin-ruhundan-suzulen-damlalar/</guid>
                    </item>
							        </channel>
        </rss>
		